Flaş Haber :
Hava Durumu

Her şey göründüğü gibi değildir / HDP ayar mı verdi?

19 Ağustos 2022 - 105 okunma

     İki melek yeryüzünü dolaşmaya çıkmışlar. Tabii insan kılığında. Akşam olmuş. Kentin en zengin semtinde lüks bir villanın kapısını Tanrı misafiri olarak çalmışlar. Ev sahipleri somurtarak buyur etmişler onları. Yemek falan teklif etmemişler. Sıcacık misafir odaları yerine, buz gibi ve nemli bodruma iki şilte atıp “Geceyi burada geçirebilirsiniz" demişler. Şilteleri betona sererken, yaşlı melek duvarda bir çatlak görmüş. Elini uzatmış. Söyle bir sürmüş yarığa. Duvar eskisinden sağlam olmuş.

Genç melek,

"Niye yaptın bunu?" diye sormuş merakla.

"Her şey, her zaman göründüğü gibi değildir" demiş yaşlı melek yavaşça.

          Ertesi akşam melekler bir köy evinde çok fakir, ama çok iyiliksever bir aileye misafir olmuşlar. Her şeyleri bir tanecik inekleri imiş. Onun sütünü satıp geçiniyorlarmış. Ev sahipleri mütevazı sofralarına almış onları. Allah ne verdiyse beraber yemişler. Yatma zamanı gelince kadın, "Siz uzun yoldan geliyorsunuz, yorgun olmalısınız" demiş.

"Bizim yatakta siz yatın, bir rahat uyuyun. Biz su divanda idare ederiz"

          Güneş doğarken uyanan melekler, zavallı adamla karısını iki gözleri iki çeşme ağlar bulmuşlar. Hayattaki tek servetleri inekleri bahçede ölü yatıyormuş. Genç melek öfkeden deliye dönmüş.

          "Bunu nasıl yaparsın. Bu kadar iyi insanların yegâne servetinin ölmesine nasıl izin verirsin. Önceki gece gittiğimiz villada her şey vardı, ama kötü ev sahipleri bize hiçbir şey vermediler. Sen onların bodrumlarını tamir ettin. Bu fakir insanlar bizimle her şeylerini paylaştılar. Sen ise ineklerinin ölmesine göz yumdun?"

"Her şey her zaman göründüğü gibi değildir evlat" demiş, yaşlı melek yine.

          "Nasıl yani?" diye daha da öfkeyle yinelemiş sorusunu genç melek. "Her şey her zaman göründüğü gibi değildir evlat" demiş yaşlı melek bir daha.

          Ve anlatmış. "İlk gittiğimiz zengin evinin o duvar çatlağının içinde yıllar önceden saklanmış bir hazine vardı. Ev sahipleri, zenginlikleri ile çok mağrur, ama hiç paylaşmayı sevmeyen insanlar oldukları için bu defineyi bulmayı hak etmemişlerdi. Çatlağı kapayıp, onları bu hazineden ebediyen mahrum ettim. Dün gece fakir köylünün yatağında yatarken ölüm meleği, adamın karısını almaya geldi.

          Kadının hayatını bağışlamasına karşılık ona ineği verdim. Her şey her zaman göründüğü gibi değildir. İşler bazen istendiği gibi gitmez göründüğünde, aslında olan budur.

***

Herşeyin göründüğü gibi olmadığını anlatan güzel bir hikâye değil mi?

          Yıllar önce de yine bir yazımda bu hikâyeyi kullanmıştım. Hep güncel, her zaman ve her yerde karşına çıkacak bir ifade: Her Şey Göründüğü Gibi Değildir.

‘Bazen siyah görürsün beyaz, beyaz görürsün siyah çıkar’ hali gibi…

          Bu hayatta doğru yaşarsın, doğru düşünürsün, doğru davranırsın bir de onun doğru olduğuna karşındakine inandırmaya çalışırsın ya… O misal...

          Faziletlerin zafiyet, zafiyetlerin fazilet algılandığı bir toplumun handikabını da çoğu zaman “Her Şey Göründüğü Gibi Değildir.” hikâyesindeki anlam çözer. Olaylar bazen göründüğü gibi çıkmayarak, bazen de direkt göründüğü gibi çıkarak sonuçlanabilir. Herkesin yaşadığı olay elbette birbirinden farklıdır. En fazla benzeri ve anlaşılanı-anlaşılmayanı olabilir.

          Bu hikâyenin en büyük anlamı kötüye iyilik gibi görünen davranışların kötülük önleme, kötülük gibi görünen davranışların iyilik olduğuna dair bir ders niteliğindedir.

          Özünde “İyilik” olan davranışları bazen en yakının, bazen en yakın dostun, bazen en yakın arkadaşın idrak edemez. Kimisi egosuna yenik düşerek, kimi hırslarına yenilerek göremez. Kimisinin de kapasitesi gördüğü kadardır, o yüzden idrak edemez.

          Fakat bir de “Her Şey Göründüğü Gibi Değildir.” Sözünün arka planında her zaman “İyilik” çıkacağının garantisi de yoktur. Hayata böyle bir bakış açısı geliştirmek ve böyle bir beklenti içine girmek de insanlar için tehlikeli olabilir.

          Hz. Mevlana’nın bu manada çok güzel bir sözü vardır: Hiçbir şey göründüğü gibi değildirBugün hayat veren su, yarın sizi boğabilir.

          Hayat size bazen Kedi’yi Aslan, Aslan’ı Kedi göstermeye çalışır. O yüzden Kedi’ye Aslan, Aslan’a Kedi muamelesi yapmak durumunda kalırsınız.

Bu hayatta öyle zamanlar oluyor ki;

Gördüğünüz yüz, gerçek yüz değil.

Gördüğünüz karakter, gerçek karakter değil.

Gördüğümüz gülümseme, gerçek gülümseme değil.

Gördüğünüz iyilik, gerçek iyilik değil

Gördüğünüz kötülük, gerçek kötülük değil.

Gördüğünüz dostluk, gerçek dostluk değil.

Gördüğünüz düşmanlık, gerçek düşmanlık değil.

Gördüğünüz sadakat, gerçek sadakat değil.

Gördüğünüz vefa, gerçek vefa değil.

Her şey maskeli, her şey hormonlu…

Yani neymiş “Her Şey Göründüğü Gibi Değildir.”

Gözlerin görmediği iyilikler vardır, sonradan anlaşılır.

Gözlerin görmediği kötülükler vardır, sonradan anlaşılır.

          Anlaşılır anlaşılmasına da kimine utanç olur, kimine ders, kimine tecrübe, kimine de unutkanlık.

          Rus yazar Tolstoy diyor ya “Biliyor musun, her şeyden haberim var ama bazı şeyleri bilmek istemiyorum.”

Kötülükten de haberim var, iyilikten de…

Ama gel gör ki; “Her Şey Göründüğü Gibi Değildir.” Diye şerh düşüyoruz bazen hayata…

2004 yılında bir yazımın sonunu şöyle bitirmiştim:

          “Dostun dost, düşmanın düşman olduğu gün senden korkmayacağım Ankara! Şimdilik direnişe devam… “

          Bu “Her şey göründüğü gibi olsun” temennisi ve beklentisinden başka bir şey değil. İronisiz bir hayat. Dümdüz ve omurgalı yaşamlar…

          Her şey göründüğü gibi olsa, belki de mücadelemiz Don Kişot’un yel değirmeniyle kavgası gibi olmayacak.

          Kötüye attığın yumruk da, iyiye uzattığın sevgi de işte o zaman tam yerini bulacak... İşte huzur o zaman olacak…


HDP ayar mı verdi?

CHP yandaşı Gani Müjde’nin senaryosunu yazıp yönettiği “Kahpe Bizans” isimli bir komedi filmi var. Çoğunuz izlemişsinizdir. Orada bir kadın karakter var. Ne olursa olsun “Onu almayın beni alın”, “Ona yapmayın bana yapın”, “Onu öldürmeyin beni öldürün” replikleriyle ortada dolaşan bir rolü vardı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi repliği de son zamanlarda “Ben dedim hükümet yapıyor” şeklinde hep bir komedi kıvamı taşıyor.

Ama ilginçtir, bundan önce Beşar Esad’a CHP heyeti gönderen, Beşar Esad’la Türkiye’nin ivedilikle görüşmesini dillendiren, “Beşar Esad’la görüşün sığınmacıları gönderin” diye hükümeti sıkıştırmaya çalışan Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin Suriye yönetimiyle görüşme atmosferi doğduğu andan itibaren suskunluk içine girmişti. Ancak bir hafta sonra ses verdi. Normalde böyle bir karakterin ilk gün “Ben dedim hükümet yapıyor” diye ortalığı ayağa kaldırması gerekmiyor muydu?

Ama ne hikmetse Kemal Kılıçdaroğlu’ndan uzun süre sustu. 1 hafta sonra, o da sorular karşısında  "Suriye politikasında da bizim dediğimiz noktaya gelmeleri doğru. Umarım başarılı olurlar. “açıklamasını yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a   “Beni devlet adına görevlendir, Beşar Esad ile görüşeyimdiye seslenen Meral Akşener’de sessizliğe büründü.

6’lı masanın dış ortağı olan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın , "Savaşı Kürtlere karşı sürdürmek için herkesle görüşmeye gidiyorlar” açıklaması da aslında Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener’in sessizliğine de ışık tutmaktadır.

Çünkü Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun  “Suriye'nin tek çıkar yolu siyasi uzlaşı. Teröristlerin temizlenmesi lazım. “ sözüyle başlayan bir süreç vardır.

Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener’in Suriye sessizliğini hem Mevlüt Çavuşoğlu’nun hem de HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın sözleri üzerinden değerlendirsek gerçeği bulmak adına yakınlaşabiliriz.

Evet, hükümet ve medyası Beşar Esad ile görüşme konularına geçmişte şiddetle karşı çıkıyordu. Ama gerek terörle mücadele konusunda hem de Türkiye’deki sığınmacıların Suriye’ye dönmeleri konusunda bir çabası ve mücadelesi olduğu için Beşar Esad konusunda konsept değişikliğine gittiğini anlaşılıyor. Bu iki ana başlık Türkiye’nin temel meselesi haline geldiği için konsept değişikliği makul görülebilecektir. Bu iki konunun çözümü için “Geç olsun da güç olmasın” denilebilir.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Türkiye’nin Suriye ile görüşme düzeyini siyasi diyalog mertebesine çıkarması, bu çerçevede terör örgütlerinin yuvalandıkları her coğrafi alandan işbirliğiyle sökülüp atılması önümüzdeki siyasi gündem konularından birisi olmaya namzettir ve hatta ciddiyetle ele alınmaya değerdir.” Değerlendirmesi meselenin anlaşılmasına dair özettir.

Kemal Kılıçdaroğlu ve yaveri Meral Akşener, Suriye ile bir kalıcı çözüm ve işbirliği yapılarak terör örgütü YPG’ye darbe vurulmasına mı kaygı duyuyor?

Yoksa seçim öncesi, Suriye yönetimiyle kurulacak bir diyalogla beraber Suriyeli sığınmacıların geri dönmesi mi bunları kaygılandırıyor?

Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu ve ortaklarının seçim için en büyük istismar malzemesi ekonomik kriz ve Suriyeli sığınmacılar meselesidir.

Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener hem bu konuda istismar malzemesinin ellerinden gideceği adına kaygılı hem de HDP’nin duyduğu kaygıları içselleştirdiği için Türkiye-Suriye ilişkilerinin normalleşmesine temkinli yaklaşıyor ve bu konuda zoraki konuşuyor. Seçimlerde başarılı olmak adına HDP’yi küstürmemek için terör örgütlerini korumaları da ayrı bir şeytanlıklarıdır.

Kemal Kılıçdaroğlu “Ben yaptım, ben yaptırdım” diye ortaya düşmedi ve günler sonra konuştuysa, HDP ile yine istişare yaptıklarını göstermektedir. Çünkü yüreği ve aklı YPG’de olan bir Kemal Kılıçdaroğlu fragmanlarını izliyoruz.

 

Yıldıray Çiçek / TÜRKGÜN

Yıldıray diğer yazıları
x

Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
Yazarlar Yazarlar
Son YorumlarSon Yorumlar
AnketAnket

MHP'NİN HÜKÜMETE YAKLAŞIMINI NASIL BULUYORSUNUZ?

OLUMLU!
OLUMSUZ!
KARARSIZIM!
LİDER NE DERSE ODUR!
Lig FikstürüLig Fikstürü

Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
GAZETELER GAZETELER
YÖNETIM YÖNETIM
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.