Ana Sayfa > ARAŞTIRMA

Varolmak için MHP Gerek
07 Şubat 2013
Bu haber 1501 kez okundu
MHP Genel Başkan Danışmanı Yrd.Doç.Dr.Ruhi ERSOY'un Araştırma kalemınden...
Fontu Büyült Fontu Küçült 100%
Bin yıldır bu topraklarda var olan Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti bundan sonra da "sonsuza kadar var olmaya" devam edecektir; çünkü, onun temsilcisi olan ve gün gelmiş vatan için göz yaşı dökmüşlerin, gün gelmiş vatan sağ olsun diyerek gözyaşını içine akıtmışların sadece varlıklı olmak için değil, Devlet ve Milleti ile var olma davasının kırk yıldır adı olan Ülkücü Hareket ve siyasi kadroları dimdik ayaktadır. Ve 8 Kasım 2009 Büyük Kurultayı bunun en büyük nişanesi olmuştur.

8 Kasım 2009 Pazar, yer Ankara Atatürk Spor Salonu, Türk siyasi tarihine çok anlamlı bir kayıt daha düşüldü. Aslında 2009 yılı Ülkücü Hareket açısından pek çok anlamın bir arada yaşandığı bir seneydi. Lider Bahçeli 2008 yılı sonu ve 2009 yılının ilk aylarından başlayarak 2009 yılı vurguları yapmaya başlamıştı

Liderin üzerinde son birkaç yıldır ısrarla durduğu ve camiaya sürekli anlattığı üç mesele şu şekilde özetlenebilir;8-9 Şubat 1969 da Büyük Adana Kurultayı ile başlayan üç hilalin siyasal serencamında kırkıncı yılı 2009 da doluyor; 29 Mart 2009 yerel seçimleri ile MHP'nin yerel seçimlerde millet iradesini milliyetçi iradeye çevirmenin siyasal hamlesi olarak değerlendirilmesi, ve kırklar, yediler, dokuzlar hakkı için kırk yıllık şanlı mücadelenin 40. yılı 8 Kasım 2009 çok anlamlı hazırlıklarla karşılanıyordu.

 

NİTELİKLİ KADROLAR İŞARET BEKLİYOR

 

Tüm Türkiye'de şu ana kadar görülmemiş bir hazırlıkla MHP'nin iktidara şartlandığını gösteren afişler duyurular ilanlar ve tüm televizyon kanallarına verilen reklamlar Büyük Türk Milleti'ni heyecanlandırmaya yetmişti ve "evet sahipsiz değilmişiz işte biz de varız hala Lider Bahçeli ve Üç Hilal dimdik ayakta ve ülkenin Tüm sorunlarına vakıf çözüm reçetesi elinde, nitelikli kadrolar işaret bekliyor" düşüncesi ve inancı tüm Türkiye'yi hatta yurt dışındaki soydaşları, gurbetçileri de sarmıştı.

 

ÖNEMLİ OLAN HERŞEYE RAĞMEN VAROLMAKTIR

Yüce Türk millet şu gerçeği de biliyordu; zira yakın geçmişimizde Türk Siyasi hayatında o kadar çok siyasi parti gelmiş geçmişti ki; hatta, bunlardan bazıları hiç bitmeyecek sanılan devr-i iktidarlar yaşamışlardı ve çok varlıklı kişiler ve siyasetçilerden oluşuyorlardı.

Fakat önemli olan Varlıklı olmak değil her şeye rağmen var olabilmekti. Dün bu topraklarda çok varlıklı olan devletler de mevcuttu, ama, bugün onların kalıntıları çanak çömlek olarak Anadolu medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

Yine dün bu memlekette yukarda bahsettiğimiz gibi bireysel ikbal ve ranta dayalı şirket gibi çalışan güçlü iktidarlar gören siyasi partiler vardı; ama, onlar bugün siyasi tarihin mezarlıklarında yatmakta ve yerlerinde yeller esmektedir.

 

ÜLKÜCÜ HAREKET VE SİYASİ KADROLARI DİMDİK AYAKTA

 

Bütün bunların yanında binyıldır bu topraklarda var olan Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti bundan sonra da "sonsuza kadar var olmaya" devam edecektir; çünkü, onun temsilcisi olan ve gün gelmiş vatan için göz yaşı dökmüşlerin, gün gelmiş vatan sağ olsun diyerek gözyaşını içine akıtmışların sadece varlıklı olmak için değil, Devlet ve Milleti ile var olma davasının kırk yıldır adı olan Ülkücü Hareket ve siyasi kadroları dimdik ayaktadır. Ve 8 Kasım 2009 Büyük Kurultayı bunun en büyük nişanesi olmuştur.

Hareketin, her dem yeniden doğmasının hiç şüphesiz ilahi sırlarının olması yanında, elbette ki gelenekten beslenen ve geleceği kurgulayan eller tarafından yönetilmesinin de büyük payı vardır. Hareketin hafızasını çok iyi bilen ve gelecek tasarımını iyi şekillendirip mensuplarının önüne koyan, aynı zamanda da sadece bir gençlik kolları mantığı ile gençlerini işe koşmayıp OCAK ruhu ile çağın şartlarına göre insan yetiştiren Ülkü Ocaklarına verilen özel ihtimamın da buradaki rolü önemlidir.

 

"2023 LİDER ÜLKE TÜRKİYE" VİZYONU GENÇLERİN ÖNÜNDE

 

Lider Bahçeli, 2009 yılı içinde her fırsatta 40. yıl vurgusunu yapıp hafıza tazelerken çağa uygun politik stratejilerden de hiç kopmadı ve çok daha önceleri ortaya attığı "2023 Lider Ülke Türkiye" gelecek vizyonunu gençliğin önüne koydu. Kızılcahamam Ülkü Ocakları eğitim kamplarında bizzat kendileri de ders vererek "2023 Lider Ülke Türkiye" inancını, Hareketi ve Ülkeyi o tarihlerde yönetme potansiyeli olan kitleye misyon ve vizyon olarak verdi.

Ve 8 Kası 2009 Pazar sabaha karşı tüm Türkiye'nin Ankara'ya aktığı an, sadece bu ön hazırlıkların törensel olarak göstergesi olan ve tüm dünyaya Türk Milleti'nin her türlü bozguna, entrikaya rağmen dimdik ayakta olduğunun göstergesiydi…

 

KURULTAY SALONUNUN ÖNEMİ

 

Atatürk Spor Salonu, Büyük Ata'nın adını taşıyan ve Ankara'da pek çok milli müsabakalara ev sahipliği yapmış ve Büyük Atatürk'ün Ulus çevresinde oluşturduğu İlk TBMM'ye en yakın ve Cumhuriyetin sembolik değerleri ile iç içe bir yerde konumlanan bir salondu. Bizce bu yüzden bilinçli bir tercihti bu salonda toplanmak. Bu düşünceyi destekleyen diğer bir olgu da şimdiye kadar hiçbir siyasi partiye nasip olmayan bir anlam ve göstergeyle adeta bir gelin gibi süslenen salonla karşılanmak söz konusu Milli Devlet ve Mustafa Kemal vurgularını biz katılımcılara hissettirdi. Kırmızı beyaz milli renklerle oluşturulan fonlar ve Divan Kurulunun arka kısmında yer alan tek başına çok anlamlı duran Atatürk resminin divan önümde çağdaş bir kürsü de tıpkı büyük ATA'nın 2009 yılında misyonunu üstlenmiş bir Bilge ve karizmatik lider üslubunu görünce heyecanlanmamak elde değildi. 9 vurgusunu, 2009 çağrışımını, ekran karşısına yansıyan görsel imgeleri adeta çok ince düşünülen bir estetik değer olarak okumak mümkündü.

 

HERŞEY DÖRT DÖRTLÜKTÜ

 

On binlerce ülkücünün Ankara'ya intikalinden, salon düzenindeki asayiş ve edepli tavırlara kadar bir kez daha görüldü ki MHP- Ülkücü Hareket Türkiye'nin, tıpkı tarihteki atalarının göç düzeni gibi en organize ve disiplinli hareketidir.

Liderin her yanıyla toplumu-siyaseti, geçmişi ve geleceği doğru okuyan konuşması, salondaki ve ekranları başındaki insanların hem duygu seline kapılmalarını hem de doğru yerde doğru kişinin peşinde oldukları hissini bir kez daha kazanmalarını sağlamıştı.

Ve bizden adam olmaz bizden iktidar olmaz düşüncesi yerini biz devlet bile olur milletin kaderini yeniden yazarız ve bizim tek kavgamız vardır o da iktidar olmaktır ve Büyük Türk Milletini bu vesile ile hak ettiği biçimde yönetmektir.

"Bölünme kabul etmez, kutsal bir bütün halinde Büyük Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz..

Başarı için muntazam plânlı çalışma yapmak lâzımdır. Son nefesimizi verinceye kadar çalışacağız."

Alparslan TÜRKEŞ

Ve Memleketine giden ülkücüler genel başkanlarına onu anladıklarını ifade eden şöyle bir cevap verdiler

HOŞ BULDUK SAYIN GENEL BAŞKANIM…

Ama sadece hoş'luk bulmadık. Hem hOŞ bulduk, Hem DİRİLDİK, hem DOĞRULDUK, hem ŞAHLANDIK. Biz Çukurova'nın rüzgarı ile geldik Ankara'ya; ama tazelenen ve daha da kuvvetlenen Millet aşkımızla bir kez daha dolduk. Gerekirse bütün Dünyaya haykıracak tek bir cevap şuuru ile vazgeçilmez ve tek çözüm olan, tek başına iktidar hedefi ile Türkiye'nin bütün çiçeklerinin kokusunu içimize çekerek ve bütün çiçeklerinin tek bir bahçe olduğunu bir kez daha idrak ederek sonsuza kadar var olacağımıza ant içip Çukurova'ya, Liderimizin selamı ile döndük

ŞAHİT OLDUK

Doğruluktan, berraklıktan ve tutarlılıktan asla taviz vermeyen liderin dostlara güven ve umut, düşmana korku ve tedirginlik veren haykırışına, tek umut, son ümit olmanın omuza yüklediği ağırlıkla hareket eden liderin Dikkatine, Ufkuna, Stratejisine, ve çizdiği hedeflere, Cenab-ı hakka şükrüne, Türk Milletine olan sevgisine, Türk milliyetçilerine olan güvenine, Kucaklaşma çağrısına, kim olduğumuzu hatırlatmasına şahit olduk. Hiçbir engel, bahane ve umutsuzluk barındırmayan inancına 1000 yıllık düşmanlarımızın 1000 yıllık kardeşliğimizi nasıl, kimin yardımıyla yıkmaya ve bozmaya çalıştığına ŞAHİT OLDUK!!!....

LİDER SÖYLEMİŞTİ

Mağdur olduk, mahkum olduk, ama mahcup olmadık. Haksızlığa uğradık hakkımızı arayacağız. Artık bahane yok, artık umutsuzluk yok şimdi Liderin gören gözü, dinleyen kulağı, söyleyen dili, tutan eli olma zamanı!

"Ahmet ERDOĞAN mhp adana il başkanı-12.11.2009. Perşembe,Ortadoğu Gazetesi"

LİDER BAHÇELİ'NİN YÖNETİM ANLAYIŞINDAN SATIR ARALARINDA OKUDUKLARIMIZ

O, bir yandan yeni yol haritasıyla, yüzde seksenden fazlası orta sınıflaşma mücadelesi veren, köyden kente gelip kentli olma mücadelesine girişen insanının bu süreçte kitle kültürünün tesiri altında kalıp kimliğini kaybetmemesi için kentlileşmeyle kimlikli kalmanın nasıl mümkün olabileceğinin kaygısını çekmektedir. Öte yandan milli değerleriyle barışık sermaye sahiplerinden oluşması gereken "Milli Burjuvazi"nin hayalini kurup beyaz yakalı orta sınıfın beklentilerine göre milliyetçilik- demokrasi ikiz kardeşliği ekseninde politikalar üretmeye, ürettirmeye çalışmaktadır.

 

MKYK'DA NEDEN 75 KİŞİ

Söz konusu bu gerçekten hareketle parti üst yönetimi olarak bilinen MKYK'da toplamda 75 kişi olan yönetim kurulu sayısında üçte bir oranla dağılım dikkat çeke, adeta 25'er kişilik grupları, Türkiye'nin halini ve gelecek vizyonunu şekillendirecek tecrübe sahibi devlet ve bilim adamları, genel anlamda teşkilat tabanlı isimler ve kendilerinin uzun süredir yol arkadaşlığı yaptığı daha önceki genel merkez yöneticilerinden oluşması ve bunların harmanlamasıyla oluşacak parti yönetiminin, hareketi iktidara götürmesi düşünülmüştür.

 

VEFA ÖRNEĞİ

Bir diğer dikkat çeken husus ise bu hareketin vefasız olmadığı gerçeğidir, bunun en güzel örneğini parti yönetimine giren ve hareketin hafızasından gelen değerli isimlerden anlıyoruz. Bunlardan sadece bir örnek vermek gerekirse: 1980 öncesi devlet yönetiminde valilik makamında olmasına rağmen Başbuğ Alpaslan Türkeş'le hep istişareyle hareket eden ve pek çok ülkücü gence örnek olup o sıkıntılı günlerde kendisini riske atma pahasına camiaya yardımcı olan Kayserili büyüğümüz Sabahattin Çakmakoğlu bu örneklerden birisidir. Devlet içinde geldiği en yüksek makamlara rağmen Ülkücü kimliğinden taviz vermeyen, Lider Dr.Devlet Bahçeli yönetiminde de aynı tavrı sergileyerek önemli devlet tecrübelerini parti içinde işe koşan Sayın Sabahattin Çakmakoğlu, listenin en başında yer almıştır.

 

YÖNETİMDE GENÇ SEMBOL DEĞERLER

Burada isimler üzerinden gitmeden şunu rahatlıkla söyleyebiliriz partiyi iktidara taşıyacağına inandığımız yeni üst yönetim, hareketin hafızasından gelen ve bugün hem liyakati hem de liderin vefasıyla şekillenen isimlerden tutun, dünyayı Türkçe okuma kabiliyetine sahip saygın akademisyenlerden, Türkiye merkezli ekonomi ve sosyal politikalar üretme kabiliyetini geçmişteki görevlerinde gösteren bürokratlardan ve geleneği geleceğe taşıyacak İstanbul gibi bir Metropole er ya da geç mutlaka Belediye Başkanı olmayı diğer siyasi zihniyetlerden daha çok hak eden genç sembol değerlerden oluşturulmuştur.

 

TEŞKİLAT DENGELERİ VE YÖNETİM ANLAYIŞI

Bu arada MKYK, genel başkanın sadece çok sevdikleri ve ona yakın insanlardan oluşmuş kanaatleri de varsa bu da çok yanlıştır; zira Liderin bizzat çok beğendiği ve çalışmalarında kendilerine yardımda da bulunan ciddi sayıda insan, MKYK'da yer almamıştır. Orada olmak bir sevgi ve yakınlık nişanesinden çok öte, teşkilat dengeleri ve yönetim anlayışının yansıması olmuştur.
 
Bu tablo bize gösteriyor ki; Lider ve teşkilat disiplini ölçüsünde kim ne üretirse onu paylaşmaya ve yeri gelirse kullanmaya hazır bir genel başkan tablosuyla karşı karşıyayız. Yaşadığımız süreçte Türk Milliyetçisi olan ve değer üreten her şahsın yapabileceği işleri işe koşmaya hazır bir genel merkez ve lider yapısına sahibiz. Lider ve teşkilat disiplini ekseninde elden geleni yapmaya çalışan her ülkücü, hareketinin ve liderinin doğal yardımcısıdır anlayışı hakim kılınmaktadır.

MHP HERKESİ KUCAKLAYAN BİR PARTİ

Yaşanan zaman dilimi birbirimizi tüketmenin değil; potansiyel enerjiyi kinetiğe dönüştürüp ülkemiz için değer üretmenin zamanıdır. "Tarlada izi olmayanın sofrada yeri olmaz" anlayışını dar çerçeveli alıp sadece hareketin içinden gelen insanlarla sınırlı bir yönetim anlayışı büyüme ve tek başına iktidar olma ülküsü için yetmeyebilir. Liderin çok daha önce ortaya attığı Büyük Çatı Projesi, değerler ekseninde Ülkücü camia ile ortak paydaları olan ve kendi sahasında marka olmuş isimlerin camiaya kazandırılması çok haklı ve gerekli bir stratejidir.

Tarlamız Tüm Türkiye'dir. Onu işlemek ve üretime dayalı istihdam oluşturmak ve onurlu bir gelecek için, Milli Devlet, Güçlü iktidar için, Lider çok anlamlı vizyonlar ortaya koymaktadır…

"Çalışmadan, üretmeden, rahat yaşamayı alışkanlık haline getirmiş toplumlar, önce haysiyetlerini; sonra hürriyetlerini, daha sonra da istikballerini kaybederler."

M. Kemal ATATÜRK

 

BAHÇELİ TÜRK MİLLETİNE İNANARAK VE GÜVENEREK YOLA ÇIKTI

 

Lider Bahçeli'nin Vizyonuna dair diğer tespitlerle devam edecek olursak:

Lider Dr. Devlet Bahçeli, Türkiye'nin geleceğinden umutlu olmak için yeterli nedeni olduğunun bilincindedir. Ona göre ülke, görünen ve görünmeyen kaynaklarını tam kapasite ile kullanma yeteneğine ulaştığında sosyal ve ekonomik sorunlarının rahatlıkla üstesinden gelebilir. Kalkınmanın yolunun israftan kaçınmak, istikrarlı politikaları devreye sokmak ve kararlı bir şekilde çalışarak ülkenin bu süreci aşacağına yürekten inanır.

Zira Türk milleti tarihin pek çok döneminde buna benzer badireler atlatmış ve bu sıkıntılardan kurtulabilme becerisini gösterebilmiştir.

Lider Bahçeli toplumların var olma iradeleri ile rahatlarına kıyma yetenekleri arasında doğru bir ilişki olduğuna inanarak, yarınların bu günlerine kıyabilenlerin olduğunu söyler, konuşmalarının satır aralarında ülkücülere. Bir ülkenin gerçek zenginliği; o ülke insanlarının sahip olduğu ideallerinin ve iddialarının kalitesinin toplamından ibaret olduğu gerçeği ve ülkücü dünya görüşüyle toplumsal birikimi harmanlayıp küreden kopmadan, küreselleşmenin parıltıları arasında da kaybolup hayal trenleri ve sahte cennet vaatlerine kanıp kaybolmadan, hareketin iktidarıyla Türkiye'nin bu süreci aşacağına inanır.

Her defasında o, küresel dünyada ülkelerin ve kültürlerinin çapı o ülkeyi temsil edenlerin çapıyla ölçülmektedir der ve ülkeler varlık ve egemenliklerini ancak onu taşıyabilecek omuz ve onura sahip yönetimlerle geleceğe akarlar gerçeğini haykırır.

 

İÇE YÖNELİK TARTIŞMALAR ENERJİ VE ZAMAN KAYBI

 

Öte yandan Lider Bahçeli, iç çelişkilerini kurumsallaştıran ve tartışmalarını sürekli hale getiren siyasal ve sosyal organizasyonların sonuçta ya yok olacaklarının ya da etkisizleşeceklerinin farkındadır. Bu açıdan hareketin enerjisini "sen-ben" gibi iç çekişmelere harcayarak dış tehdit ve fırsatlara karşı kullanılacak zaman ve enerji israfından haklı olarak çok mustariptir. O biliyor ki hareketin sağlıklı büyümesi ve iktidara gelmesinin yolu her şeyden önce içe yönelik tartışmaların bitirilmesinden ya da belirli bir dengede tutulmasından geçer.

 

Harekette onun en çok rahatsız olduğu şey, tartışmaların sistem ve genel üzerinden değil de şahıs ve olay üzerinden yapılmasıdır. Zira o biliyor ki, şahıs ve olaylar tartışmasının aşılmadığı sistemlerde işler giderek çığırından çıkar ve açmazlar oluşur. Ona göre uygulamalara ya da bireylere karşı oluşan tepkiler, sonunda hareketin çıkarına, bütünlüğüne ve beraberinde muhalefete dönüşür ki, bu da hareketin geleceği için büyük bir tehlikedir.

 

Ona göre İnanç ve ideal ortaklığı, ancak içerideki birliğin sağlanması suretiyle amaca odaklanarak sağlanabilir. Bunun yolu da ikbal kaygısına düşenlerin birbirine düşman olmasıyla değil; sırt sırta verip hareket içinde heyecanların, değerlerin, erdemlerin ve manaların ülküdaşlar arasında ortaklaştırılmasından geçer.

 

Bu bağlamda lider Bahçeli, hareketin daha çok kendi iç dinamiklerini sağlıklı bir zemine oturtmak için büyük gayretler göstermiştir. O çevresine, "Bencillik yenilmeden, başarı gelmez; "beni" aşmak ülkücülüğün temel şartıdır." der

 

ÜLKESİNE SAMİMİ SEVDALI BİR LİDER

Lider Bahçeli inanan, inandıklarını hayatıyla yüzleştiren ve sınamaktan korkmayan, ham çarık kıl çoraplı olan bir yarının, atom, uzay ve bilgi çağı olan öbür yarısı güzel ülkesinin samimi sevdalısı olduğu için Türk Devlet Geleneği ve Türk Kültürü'nün her daim yeniyle terkip kabiliyetini idrak edip hareketin modern yol haritasını çizdiği için ve yaklaşık kırk yıllık siyasal-kültürel birikimli bir hareketin çağı okuyan genel başkanı olduğu için Türkiye Cumhuriyeti'nin potansiyel başbakanı olmayı hak etmektedir…

 

LİDER BAHÇELİ VE ÜLKÜCÜ DÜNYA GÖRÜŞÜNDE DİNCİLİK YOK DİNDARLIK VARDIR..

Dr. Bahçeli, millet düşmanlarına Yavuz'ken kendi iç dünyasında bir Yunus'tur. Ona göre inanç, sadece öbür dünyayla ilgili bir tutumun anlatımı değildir. O, korkulası bir Tanrının verebileceği cezalardan uzak durmak, bu cezalara uğramamak için ne gerekiyorsa onu yapmak gibi kaba inançlının temel eğilimde hiç olmamıştır. Zira bu anlayış cehennemden korkup cennete hazırlananların çoğu zaman basit bir kural uygulayıcısı şekline dönüşen bir anlayıştır. Oysa Allah'a olan aşk ve onun huzurunda mahcup olmama duygusundan hareket edilerek yapılan ibadetlerin feyzine inanmak, onun dünyasında çok daha anlamlıdır. İnancın gerçek anlamına ulaşabilmek için İslam'ın şartlarına önem vermekle birlikte şeriatla sınırlanmamak, hakikatin peşinde olmak gerekir. Yunus Emre şöyle der: "Hakikat bir denizdir şeriattır gemisi, çoklar gemiden çıkıp denize dalmadılar", "Şeriat korucudur hakikat ordusunda, senin için korunur asıl ordu içinde", "Şeriat bir gemidir, hakikat deryasıdır", "Hakikat deryasında bahri oldum yüzerim"...

 

ÖNEMLİ OLAN AHLAKİ ERDEMLERDİR

 

Lider Bahçeli'ye göre dünyayı güzelleştirecek temel güç ahlaki erdemlerdir. İnanç ahlakın en verimli kaynaklarından biridir. Onun bu düşüncesine delili Kuran'dan verecek olursak Kuran şöyle der: "Davranışlarında alçak gönüllü ol. Alçak sesle konuş. Seslerin en kötüsü eşeğinki değil midir?".

Bu anlayışın dışındaki yaklaşım Ortaçağ papazlarının yaptığı gibi dünyayı gözden çıkararak her şeyi öbür dünya için tasarlayarak dini, Tanrıyla pazarlık vasıtası yapar. Oysa dini pazarlık malzemesi olmaktan çıkarıp insanca yaşamanın, ahlaki erdemlerin referans merkezi haline getirmek çok önemlidir. Böylesi bir tutum kaba inançla değil; bilinçli inançla olur. Felsefeci A.Timuçin "Gerçekten düşünülmemiş inanç, bir teknik uygulamalar alanından başka bir şey olmayacaktır. Özümlenmemiş inanç, inanç değildir. Adam işkence yapıyor ama inançlı. Adam rüşvet alıyor, ama inançlı. Adam birilerini dolandırıyor ama inançlı, Olur mu böyle şey" diyor. Günümüzde ise sadece rüşvetin alınıp verildiği mekânlar barlardan, pavyonlardan cami avlularına yer değiştiriyor o kadar.

Söz konusu izah etmeye çalıştığımız liderin inanca dair satır araları okumalarımız, onun genel anlamda Türklerin Anadolu'da oluşturdukları saf, hesapsız, siyasallaşmamış, diğer coğrafya ve milletlerin Müslümanlık anlayışından farklı yapısını mayalayan süreçten haberdar olduğunu göstermektedir. Hareketimizin inanç merkezli yol haritası olarak Yüce milletimize sunacağı yaklaşımın arka planında neler vardır diye baktığımızda bireyi, toplum ve din arasındaki ayrılmaz münasebeti görmekteyiz. Bu süreci şöyle açıklayabiliriz:

Bireyin ve toplumun yaşamında din kavramının varlığı, insanın yeryüzü serüveni ile birlikte başlamıştır. Et ve kemik olarak bu dünyadaki varlığını sürdüren insan, ilkel dönemlerden beri varlığını bir kutsala bağlayarak da bu dünyadaki meşruiyetini ve güvenliğini sağlamaya çalışmıştır.
 
Bu kutsalın peşinde gidiş, çeşitli tabiat olaylarına yüklenen anlamlarla başlamış, çok tanrılı dinlerle devam etmiş ve ilahi dinlerin yeryüzüne inmesiyle tekamülünü tamamlamıştır. Din olgusu bu süreçte, bireyin ruhuna aksiyon vererek onu heyecanların, türlü amaçların peşinden sürüklerken; toplumların-milletlerin ruhuna da aynı şekilde etki etmiştir. İnsanın manevi varlığı, bedeni varlığından çok daha güçlü ve anlamlı bir yapı olarak gelişimini sürdürmüş ve buna paralel olarak toplumların da manevi anlam dünyaları, dünya tarihine şekil veren temel iticilerden birisi olmuştur. Burada şu tespiti yapmak durumundayız ki; insanın aklındaki ve gönlündeki inanç olgusu, her türlü somut bilme halinden çok daha üstün bir bilinç ve ruh durumudur; zira, insan bu dünyadaki varlığına bilinçli olarak bildiği herhangi bir şey için son vermez, ancak insan inandığı şeyler uğruna isteyerek ölebilir.
Türk din tarihinİ ele aldığımızda, din olgusunun Türklerde de yukarıda çizdiğimiz çerçevede gelişimini sürdürdüğünü görmekteyiz. İslâm öncesi dönemde, bir yaşam biçiminin de yansıması olan Geleneksel Türk Dini (Gök Tanrı İnancı) Türklerin bu dünyadaki varlıklarını anlamlı kılan ve ona aksiyon veren temel unsur olmuştur. Söz konusu yaşam biçimi doğayla iç içe olmayı ve mücadele etmeyi, kalabalık insan nüfusuna ve büyük hayvan sürülerine mevsimsel olarak sürekli yeni hayat alanları bulmayı gerektiren "göçer-evli" kültür-medeniyet olgusunu karşılamaktaydı.
 
Toplumların ekonomik yapıları, üretim-tüketim ilişkileri, coğrafya gerçeklikleri ve sosyal dokusu çok uzun sürçlerde değişir. Bu bağlamda Türklerin maddi ve manevi dünya algılayışları yeni dinle, yani İslâm diniyle tanıştıktan sonrada devam etmiştir. Bu durum Türklerin İslam dinini kabul etme süreçlerinin ve ortaya çıkan dini yapının, İslâm coğrafyasının diğer toplumlarından çok daha farklı olmasına neden olmuştur. Her toplumun kendi gerçekliği farklı olduğundan Arap yarım adasında farklı bir dini yapı ortaya çıkarken Fars toplumunda daha farklı bir yapının ortaya çıkmasına sebep olmuştur (Bu konuda bakınız: Harun Güngör, Ünver Günay, Türk Din Tarihi).

Bu farklılık İslam dininin inanç kimliğinin zedelenmesi ile ilgili bir durum olmayıp onun evrensel bir karaktere sahip olmasıyla ilgilidir. Evrensel dinler, nüfuz ettikleri toplumların tarih, coğrafya, iklim vs. şartlarına göre farklı dini yaşam biçimlerine izin vermeleri itibariyle evrensel özellik taşırlar ve bütün insanlığı kucaklarlar. Kültür merkezli olarak açıklamaya çalıştığımız bu süreç bir bilim alanı olarak Dinler Tarihi bakımından da ele alınmaktadır. Dinler tarihi alanında "İslâm, İslâmiyet, Müslümanlık" gibi kavramlar özel anlamları ile kullanılmakta olup günlük hayatta olduğu gibi birbirinin yerine kullanılmamaktadır. "İslâm", kutsal kitabı Kur'an-ı Kerim, peygamberi Hz. Muhammed(S.A.V) olan dinin doğrudan doğruya adıdır; "İslâmiyet", bu ilahi dinin kültürleşmiş biçimidir ve "Müslümanlık", bu kültürleşmenin her coğrafyada, her toplumda aldığı biçimi, hayattaki karşılığıdır (Bu konuda bakınız: Ahmet Yaşar Ocak, Türk Sufiliğine Bakışlar; Abdurrahman Küçük, M.Alpaslan Küçük,Türkistan'dan Türkiye'ye Alevilik-Bektaşilik). Dolayısıyla bu kapsamda bir Arap Müslümanlığından, Fars Müslümanlığından bahsedebileceğimiz gibi, "Türk Müslümanlığından" da bahsedebilmekteyiz. Gerçekten de bugün İran'daki dini yaşantıyla, Arabistan'daki dini yaşantı arasında büyük farklılıklar vardır ve Türkiye'deki dini yaşantı da aynı ölçüde farklılıklar gösterir. Bu durum yaşam biçimleri, kültür ve coğrafya ile ilgilidir; itikat noktasında İslam toplumları arasında hiçbir fark yoktur.

"Türk Müslümanlığı" olarak tanımlanan bu heteredoks yapının Türk tarihinde ve Türk siyasetinde yansımaları her zaman olmuştur. Bu yansımalar ya bu dini yapının kullanılması ya da bir tehlike olarak görülmesi şeklindedir. Son yüz yılımıza baktığımızda büyük siyasal-toplumsal değişmelerin bizim toplumumuzda dinle de yakından ilişkili olduğunu görmekteyiz.
 
Özellikle 1923-1938 sonrası dönemde Anadoluculuk önce sol hareketlerle Anadolu uygarlıkları ve hellenizm kaynaklı Müslümanlığı hiçe sayan anlayışla Atatürk sonrası baş gösteren hastalıklı hal almıştır. Daha sonra buna tepki olarak yerli siyaset biçimleri ile ortaya çıkan anlayış, Türkiye'de dini yapıyı yakından takip etmiş ve daha önceki zihniyetin zıddı olarak bu kez de din kullanılmıştır. İnönü'ye tepki olarak doğan ve Mendereslerle başlayan süreç, Özal dönemiyle şeklini almış ve AKP iktidarıyla sakat bir noktaya gelmiştir.. Söz konusu bu zihniyetin kısa bir arka planına bakacak olursak;

Türk toplumunun son yüzyılda yaşadığı hızlı dönüşümler, devlet-siyaset merkezinin sosyal yapıya her yanıyla biçim verme çabaları her zaman periyodik bir gelişim seyri izlememiş, daha doğrusu izleyememiştir. Osmanlının son dönemiyle başlayıp Cumhuriyet idaresiyle resmi ideolojiye dönüşen Türk modernleşme hareketi, alt yapının gelişimini tamamlayamamasından dolayı kırılmalara uğramıştır. Söz konusu süreçte resmi anlayışın ve ayağı yere basan aydın kesimin yapmak istediği, köylü-tarım toplumundan, endüstri toplumuna toplumsal yapının dönüştürülmesiydi.

Cumhuriyet kadrolarının yapmaya çalıştığı; ancak tamamlanmamış Cumhuriyet projesi olarak kalan model, sanayi toplumu olma yolunda ilerleme, birey ve kimlik merkezli bir demokrasi ile çok partili yaşam olmuştur. Ancak klasik anlamda demokrasi bir yaşam biçiminin sonucu olarak ortaya çıkan bir süreç olduğu için söz konusu yaşam biçimi bizim toplumumuzda henüz oturmadığından daha 1950'lerde kırılmalar yaşanmaya başlanmıştır.

Büyük köylü kesimlerin şehirlere gelmeye başlamaları ve bu gelişte köylü-feodal değerlerin ve ilişkilerinde şehre taşınması, Cumhuriyeti kuran kadroların tasarladığı toplum, demokrasi ve devlet anlayışının doğal gelişim yatağından çıkmasına neden olmuştur. Yukarıda da bahsettiğimiz başlayan, Özallarla tam yatağını bulan ve AKP ile zirveye çıkan kurnaz siyaset ve siyasetçi anlayışı, söz konusu köylü yaşam tarzını, dini dokuyu, feodal ilişki ağlarını oya dönüştürme yoluna gitmişlerdir.

Bu süreçte saydığımız kadroların Osmanlının son döneminden itibaren yapılmaya çalışılan toplum-devlet-demokrasi tasarımını devam ettirmek gibi bir kaygıları olmamıştır. Zira köylülüğü, feodal ilişki ağlarını, aşiret yapılarını, Türk Müslümanlığının mayasında var olan hassas dini dokuyu kullanmak, ona istediği gibi yön vermek ve onu oya dönüştürmek her zaman daha kolay olmuştur.

Ancak birey-kimlik, çoğunlukçu değil, çoğulcu demokrasiye dayanmayan toplumsal ve siyasi yapılar her zaman sorunlarını biriktirerek yaşarlar ve dünya gerçekliği ile şizofrenik ilişkilere girerler.

Öte yandan tarihi süreç içerisinde kendi doğal yatağında yolunu bulan Türk Müslümanlığına yapay müdahaleler, onu kullanma veya istediği yönde yapay olarak şekillendirme sürecini devam ettirmiştir.. Bununla birlikte söz konusu yapı, Türk Müslümanlığını doğru okuyan ve Türk Dünyasına bu perspektiften bir bütün olarak bakan sosyal siyasal yaklaşımları da toplum nazarında ötekileştirme yoluna gitmiştir ve bu süreç devam etmektedir. Lider bahçeli bu gerçeği bilen ve gören bir siyasetçi olarak sadece siyaset yapmamakta aynı zamanda Ahmet Yesevi ve Horasan Erenlerinin Anadolu mayasıyla mayaladığı saf Müslümanlık anlayışının da yeniden topluma hâkim olması ve din istimrarcılığının siyaset dışına çıkarılması konusunda da özel ihtimam göstermektedir.

 

Bütün bu karmaşık süreçte, yaşadığı ülkenin dününü ve bugününü doğru okuyabilen, mensubu bulunduğu siyasal geçmişiyle yerli ve milli duruş sergileyebilen Milliyetçi Hareket Partisi ve lideri Dr. Devlet Bahçeli, bir ucunda halkın inanç ve kültür değerlerini oy ve ekonomik çıkar için kullanan, dini tekeline alanların; diğer ucunda çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerinde oturduğu temel nitelikleri mevcut statükoyu korumak için tekeline alanların bulunduğu, iktidar mücadelesi ve toplumu kamplaştırma çabalarında saf tutmamış, kendi orijinal üslubunu geliştirerek siyasal aklın ve erdemin yegâne adresi olmuştur.

"Milliyetçi Hareket Partisi, Anıttepe ile Kocatepe arasına çekilmiş çelikten bir halattır." söylemi bu üslubun gereği ve ürünüdür. Bizim siyasal-kültürel zihin haritamızdaki "Anıttepe" ve "Kocatepe"nin simgesel karşılıkları manidar olup; birisi Mustafa Kemal Atatürk hüviyetinde Türk milletinin 20. asırda var olmak-özgür olmak ve çağdaş olmak adına, Anadolu'nun kalbine bastığı mühre; diğeri ise Türklüğün şekillenip anlam bulmasının vesilesi olan inanç ve değerler sistemine karşılık gelmektedir. Bu ikisi arasında tercih yapıp siyasal rant mücadelelerine alet olmayan MHP, yerini-misyonunu ve vizyonunu, bugün varlık sebebimiz olan aynı malzemeden örülmüş iki kale arasındaki "çelikten bir halat" olarak belirlemiştir ve bunu dillendirme basiretini lider Dr. Devlet Bahçeli göstermiştir.

Türk kültür tarihine ve Türk siyaset tarihine dönüp baktığımızda 2009 Türkiye'sinde Anıttepe'yi ya da Kocatepe'yi tek başına tercih etme lüksümüzün olmadığı görülecektir. Bugün ucuz siyasal söylemler geliştirip ikisi arasında adeta yazı tura atanlar, bu ülkenin ve Türk kültürünün mayasında bulunan "toplumsal sözleşmeden" habersiz görünmektedirler.

Dr. Devlet Bahçeli tarafından seslendirilen ve "çelikten halat" olarak somutlaştırılan bütüncül yaklaşım iki eksen arasında tercih yapan anlayışları aşan, Türk milliyetçilerinin özünde var olan ve yeniden ifadesini bulan bir anlayıştır. Adına Ülkücülük denilen bu anlayışı bu bölümün sonuç yerine şu şekilde de özetleyebiliriz Ülkü Ocakları genel Başkanı Harun Öztürk'ün ifadesiyle "Ülkücülük; tarihe hakikat nazarı ile bakmanın ve geleceği değer eksenli okumanın "Türkçe" ifadesidir.
 
Dolayısıyla Ülkücü fikriyatı oluşturan bilgi ve sezgi aynı zamanda "ileri görüşlülük" de kazandırır. Böylece Ülkücüler, milletin maruz kaldığı veya kalacağı tehdit ve tehlikeleri önceden belirler. Tabii her hakikatin geç anlaşıldığı göz önünde bulundurulursa, Ülkücü Hareketin işaret ettiği hakikatler de geç anlaşılabilir". Ancak yakın tarihi ve genel anlamda Türk tarihini inceleyenler, Ülkücü dünya görüşünü tarihin haklı çıkardığını göreceklerdir.
 
Türkiye'nin Milli Mücadele ile kurulmuş bir Cumhuriyete sahip oluşu, vatanın ve milletin bölünmezliğine, bağımsızlığına dayandırılışı, derin bir iman ve milli şuura sahip oluşu, kurucu iradenin Türk milliyetçiliği oluşu; emperyalizmin ülkemize yönelik hesaplarını bozmuştur. Bu ilkeler Ülkücülüğün milli ve manevi değerler silsilesi temelinde şekillenen fikriyatının vazgeçilmezidir. Dolayısıyla Ülkücülük, Türk Milleti'nin hem "ebedi bekasının" teminatı, hem de tarihi ve ilahi anlamda sahip olduğu misyonun taşıyıcısı olan fikirdir.

 

Türk Milleti, bugün kendi iradesini zora sokan zaafları, karar ve azmi konusundaki kafa karışıklığı, yaptığı yanlış tercihleri idrak edecek güçtedir. Bu millet tarihin büyük bir zaman diliminde hüküm sürmüştür. Asıl olan bunu kavrayacak şekilde kendisini tanıması ve yeniden medeniyete öncülük etmesidir.

Ülkücüler Türk Milleti'nin liderliğinde Türk ve İslam Âlemi'nin, mazlum milletlerin ve bütün insanlığın huzura kavuşacağına iman etmiştir. Nihai hedefimiz, bu ülkünün gerçekleşmesini sağlamak ve çağın idrakine bunu söyletmektir.

Türk Milleti, bugün kendi iradesini zora sokan zaafları, karar ve azmi konusundaki kafa karışıklığı, yaptığı yanlış tercihleri idrak edecek güçtedir. Bu millet tarihin büyük bir zaman diliminde hüküm sürmüştür. Asıl olan bunu kavrayacak şekilde kendisini tanıması ve yeniden medeniyete öncülük etmesidir.

 

 

Ülkücüler, Türk Milleti'nin liderliğinde Türk ve İslam Âlemi'nin, mazlum milletlerin ve bütün insanlığ



Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*
E-posta*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)
Yorum*


(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 

Diğer ARAŞTIRMA Haberleri

Başlık Tarih
 
YENİ DÜNYADA TÜRKİYE VE TÜRK DÜNYASI 30 Haziran 2018
'Cumhur İttifakı zaferle sonuçlanacak'12 Mayıs 2018
TÜRKİYE, KÜRESEL GÜÇLERİN HEDEFİNDE09 Nisan 2018
3 SEÇİME DE HAZIRIZ09 Nisan 2018
“CUMHUR İTTİFAKI TANKIN ÜZERİNDE OLUŞTU”12 Mart 2018
“AYRIMIZ GAYRIMIZ YOKTUR BİZİM”20 Şubat 2018
Sarıkamış harekatının Türk tarihindeki yeri ve önemi22 Aralık 2017
FAHREDDİN PAŞA'NIN KAHRAMANLIĞI TARİHİ BELGELERDE21 Aralık 2017
İşaret Taşlarımız: Erol Güngör 16 Aralık 2017
MHP, TÜRKİYE'NİN SİGORTASIDIR12 Aralık 2017
İşaret Taşlarımız: Aşık Seyrani30 Kasım 2017
TÜRKİYE, KÜRESEL GÜÇLERİN HEDEFİNDE17 Kasım 2017
Barajları da, tezgahları da boşa çıkarırız16 Kasım 2017
KRİPTO FETÖ'CÜLER SİYASETE EL ATTI28 Ekim 2017
Ülkü Ocakları İzmir İl Başkanı Ömür Raşit Tayfur, Ülkü Ocaklarını Anlattı12 Ekim 2017
Ortadoğu'nun istikrarı, İran ve Türkiye'nin işbirliğinden geçer12 Ekim 2017
DEVLET BEY TARİHİ SORUMLULUĞUNU YERİNE GETİRDİ25 Temmuz 2017
DEVLET SIRRI HAİNLERİN ELİNE GEÇTİ24 Temmuz 2017
FETÖ'NÜN SİVİL KANADI NEREDE?23 Temmuz 2017
DARBE GİRİŞİMİNDE İLK CESUR ÇIKIŞI BAHÇELİ YAPTI23 Temmuz 2017
Kaset komplosunun delilleri Isparta'dan çıktı21 Temmuz 2017
PARALEL YAPI HDP'YE OY VERDİ20 Temmuz 2017
Bahçeli, FETÖ'nün MHP'de yuvalanmasına izin vermedi19 Temmuz 2017
MHP'YE KOMPLOYU FARUK BAYINDIR FİNANSE ETTİ18 Temmuz 2017
BAHÇELİ FETÖ'NÜN SİNSİ PLANLARINI DEŞİFRE ETTİ17 Temmuz 2017
PKK AÇILIMI VE MHP'YE ALGI OPERASYONU16 Temmuz 2017
FETÖ İHANETİNİ İLK O GÖRDÜ VE UYARDI15 Temmuz 2017
"ÜLKÜCÜ HAREKET ŞAHA KALKACAK" 04 Haziran 2017
3 Mayıs Milliyetçiler Günü: BU SEVDA BİTMEZ02 Mayıs 2017
"BOZGUNCU SÖZDE MUHALİFLERLE CHP'NİN DİLİ AYNI"22 Mart 2017
MHP, Antalya’da birinci parti olma gücüne sahiptir ve olacaktır!08 Mart 2017
Devleti sağlam tutmak zorundayız06 Mart 2017
BUNLAR FİTNE VE BOZGUNCU17 Şubat 2017
GÖKTÜRKLERİN GİZEMLİ HAZİNESİ ZİYARETÇİLERİNİ BEKLİYOR13 Şubat 2017
“Söz ve yetki Türk milletinindir”04 Şubat 2017
Devlet Bey ‘Getirin görelim’ dedi, kimseye açık çek vermedi06 Kasım 2016
“Lidere Hakaret Edene, Acımasız Olurum”22 Ekim 2016
Cennettin Bir Köşesi: Bled 17 Ekim 2016
74 YIL GECİKEN SALA04 Ağustos 2016
HAK ETTİKLERİ CEVABI VERMEKTEN İMTİNA ETMEYİZ29 Temmuz 2016
MHP'li Yalçın'dan Maya dergisine cevap26 Temmuz 2016
Güneydoğu'da neler oluyor?29 Nisan 2016
MHP’ye operasyon 2009’da başladı18 Nisan 2016
KARAYÜN'DEN BİR 12 EYLÜL ROMANI: ÇAKAL KAYASI 14 Nisan 2016
"MHP bu kaos ortamından ancak Devlet Bey'le çıkar09 Mart 2016
100 Yıllık Rövanş19 Şubat 2016
Gün Kavga, Fitne ve Çekişme Günü Değil06 Şubat 2016
Kürtler, Belgelerle Türkmen Kenti Kerkük’ü Nasıl İşgal Etti ve Türk Dış Politikasının İflası?03 Şubat 2016
MİLLİYETÇİLİK MODA DEĞİL AMA BEN MİLLİYETÇİYİM !20 Aralık 2015
Osmanlı döneminden kalma mayın balıkçı ağına takıldı27 Kasım 2015
MHP'DEN KONGRE KARARI ?!19 Kasım 2015
YAŞADIĞIMIZ DÖNEM, KİBİR DÖNEMİ08 Kasım 2015
ACIYA KARŞI ZİKİR!.. 12 Ekim 2015
TÜRK OCAKLARI GENEL BAŞKANI PROF. DR. MEHMET ÖZ İLE RÖPORTAJ03 Ağustos 2015
Sıfırlanan Paralar Erken Seçimde Kullanılacak! 19 Temmuz 2015
Karakaya: O kapıyı açmanın yolu belli! 18 Temmuz 2015
Hırsız ve Bölücülerle Koalisyon Yapmayız! 15 Temmuz 2015
'SUÇUNUZ YOKSA YÜCE DİVAN'DAN NEDEN KORKUYORSUNUZ?'12 Temmuz 2015
Halaçoğlu: Özür dilemem, Devlet bey 'konuşmaya devam edin" dedi12 Temmuz 2015
Özdağ: MHP neden çekimser kaldı?04 Temmuz 2015
Devlet Bahçeli'den koalisyon açıklaması20 Haziran 2015
İhsanoğlu: Milletin gerçek temsilcisi MHP'dir 26 Mayıs 2015
Çavuşoğlu;Asıl Soykırımına Uğrayan Kimler?25 Mayıs 2015
MHP Lideri Bahçeli, Muharrem Sarıkaya'ya konuştu19 Mayıs 2015
Erdoğan’ı, vatana ihanetten yargılayacağız!12 Mayıs 2015
İHSANOĞLU: “MİLLET ARTIK AKP’YE VERDİĞİ KREDİYİ GERİ ÇEKİYOR, MHP’YE VERİYOR”07 Mayıs 2015
Hukuk, hukuka karşı direniyor28 Nisan 2015
Özdağ'dan Korkutan İddia!17 Nisan 2015
"MECLİS'TE KAN BEYNİME ÇIKIYOR" 06 Nisan 2015
Celal Adan: Devlet Bey, Ergenekon ve Balyoz'da tuzağa düşmedi16 Mart 2015
"BEN TÜRK'ÜM DEDİĞİMDE 'SEN FAŞİSTSİN' DİYEMEZSİN"16 Şubat 2015
AKP’li vekillerden MHP’ye ilginç talep09 Şubat 2015
Yusuf Halaçoğlu:Türkiye’yi Amerika ve PKK yönetiyor!19 Ocak 2015
REKLAM YAZARI ŞAİR HASAN SANCAK’ IN : AYAKKABI KUTUSU KARAGÖZ=HACİVAT GERÇEK RÜYASI ÇOK KONUŞULACAK!..06 Ocak 2015
Erdoğan'ın amacı gündem değiştirmek03 Ocak 2015
MHP İSTANBUL İL BAŞKANI MEHMET BÜLENT KARATAŞ NTV HABER RÖPORTAJI SES GETİRDİ:31 Aralık 2014
Dr. Sinan OĞAN ile “Çözüm Sürecinde Yeni Aşama” Konusunda Röportaj27 Aralık 2014
AKP'Yİ YIKACAĞIZ24 Aralık 2014
MHP Iğdır Milletvekili ve TÜRKSAM Başkanı Sayın Dr. Sinan OĞAN ile Peşmerge’nin Türkiye’de Eğitilmesi Hakkında Söyleşi28 Kasım 2014
Kalaycı, Ermenek'teki Maden Ocağı Kazası için Meclis Araştırması Açılmasını İstedi27 Kasım 2014
Anadolu'da sessiz yığınların ayak seslerini duydum09 Ağustos 2014
DOĞU TÜRKİSTAN'A GİDEN TEK LİDER03 Ağustos 2014
Prof.Dr.Saadettin Gömeç Enver Paşa'yı Yazdı.03 Ağustos 2014
Ey insafsızlar, ey vicdansızlar Irak'ta Türkmenlerin yaşadığı dramı ve trajediyi görmüyor musunuz?02 Ağustos 2014
DOĞU TÜRKİSTAN VE TÜRKLÜK01 Ağustos 2014
AİHM Ermeni Soykırımı Yoktur Kararı Verdi19 Mayıs 2014
Türk'ün Karakteri ve Türkçe I13 Mayıs 2014
‘Sonları Yüce Divan olacaktır’23 Aralık 2013
Her şeyden önce Ülkücü16 Kasım 2013
Kahraman Nezahet Onbaşı'ya İstiklâl Madalyası Ölümünden Sonra Nasip Olacak28 Ekim 2013
Siyaset İskelesi'nde Bir Bey Efendi- 113 Temmuz 2013
Ermenilerin çocukları PKK olarak karşımıza çıktı15 Mayıs 2013
Yeni Anayasa Çalışmaları Ve Milletimizin Adı Konusunda Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nün Görüşlerinin Dayanakları19 Mart 2013
BU SEVDA BİTMEZ17 Şubat 2013
TWİTTER GÜNDEMİNİ ÜLKÜCÜLER BELİRLİYOR!11 Şubat 2011
Milli Mücadele yolunda Irak Türklerinin varlığı, yayınları08 Şubat 2013
Varolmak için MHP Gerek (2)07 Şubat 2013
Başbuğ Türkeş'in Hayatı07 Şubat 2013
Doğu Türkistan`da Türklere karşı soykırım politikası06 Şubat 2013

..
ÜYE PANELİ
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
YÖNETİM GİRİŞİ

GÜNÜN DUASI

MEDYA YAZARLAR
GÜNÜN AYETI

EN ÇOK OKUNAN
GÜNÜN HADİSİ

Video Galeri
EN ÇOK YORUMLANAN
SAYFALAR
Osmanlı Padişahları

TAKVİM
FACEBOOK

FOTO GALARİ
GAZETELER
..
ANASAYFA | GAZETELER | YÖNETIM | FOTO GALARİ | VİDEO GALERİ | İLETİŞİM | SİTENE EKLE | KÜNYE | SOHBET ODASI

Türk Çocuğu Ecdadını Tanıdıkça!
Daha Büyük İşler Yapmak İçin!
Kendinde Kuvvet Bulacaktır.

CH