Türk'ün Karakteri ve Türkçe I

13 Mayıs 2014
1077 Haber Okunma   0 Haber Yorum

Türkler, karakter bakımından söze değil davranışa önem verirler. Bu yüzden "hareket"Türkçede çok önemlidir. Türk milliyetçiliğinin siyasal örgütü olan bir partinin adının "Milliyetçi Hareket" olması, bu gerçeğin yansımasından başka bir şey değildir.

Türkçe kadar Türk'ün karakterini yansıtan bir kültür öğesi yoktur. Denilebilir ki Türkçeye bakarak Türk'ün dünya görüşünü, kişilik özelliğini, töresini, inançlarını, düşünme düzenini, ses zevkini, güzellik anlayışını, geçmişini, eğilimlerini rahatlıkla anlayabiliriz. Bunun için dilimizi iki açıdan değerlendirebiliriz: Birincisi yapısı bakımından değerlendirme, ikincisi de söz dağarcığı bakımından değerlendirmedir.
 
Türkçe, bilindiği gibi eklemeli bir dildir. Bir başka deyişle parçaların birleştrilimesiyle konuşulur, yazılır. Her sözcüğün başında bir kök bulunur. Köke ekler ulanarak dilimiz varlık bulur. Evrene bakıldığında görülür ki dilimizin bu özelliği ile evren tam bir uyum içindedir. Yani ekleme düzeni doğanın yansımasından başka bir şey değildir. Fiziksel olarak varlığa yaklaşıldığında her nesnenin -canlı ya da cansız, soyut ya da somut- birer parça birikiminden oluştuğu görülür. Bir basit eşya olan gözlük bile birçok parçadan oluşur: Cam, sap,tutucu, burgulu çivi, civata, siperlik gibi. En küçük canlı olan hücrenin bile birçok parçanın bileşimi olduğu bir gerçektir. Toplumsal ve ruhsal olaylar da birçok parçanın birleşmesiyle, art arda yaşanmasıyla gerçekleşir. Bir toplumsal olay olan bunalımların birçok olayın peş peşe gelmesiyle ortaya çıktığı bir gerçektir. Bir ruhsal olay diyebileceğimiz sevgi, birçok aşamanın bir birleşimidir. İşte dilimiz bu ekleme özelliği ile doğal, toplumsal ve ruhsal olayların bir karması olan evrenin bir benzeri yapıdadır. Bu yönüyle dilimiz gerçeği yansıtmaktadır. Türk'ün gerçekçiliği bu nedenle diline olduğu gibi yansımıştır.
 
Türkçede gerek tamlama düzeninde, gerek cümle yapısında önemli öğe sürekli olarak sonda bulunur. Bu, raslantı değildir. Bu durumun bir nedeni vardır, o da şudur: Doğal, toplumsal, ruhsal olaylarda hep önemli durum en sonunda ortaya çıkar. Bir doğal olay olan yağmurun ortaya çıkması için havada bulutların belirmesi, yelin ya da hava akımlarının bulutları hareket ettirerek kümelendirmesi, bulutların alçalması, ısının düşmesi gibi birçok aşamanın gerçekleşmesi gerekir. Toplumsal ve ruhsal olaylarda da hep birden çok etkenini gerçekleşmesi görülmektedir. Türkçede önemli öğenin sonda kullanılması evrenin gerçeğine uygun oluşmuş bir dil olmasındandır. Bu yüzdendir ki Türkler sık sık "Henüz son sözümüzü söylemedik." cümlesini kullanırlar.
 
Gerek ad tamlamalarında, gerek sıfat tamlamalarında önemli sözcük sonra söylenir. Dilimizin bu özelliğini bilmeyen ya da bunun ayrımına varamayanların "yüksek ziraat mühendisi, eski içişleri bakanı, eski Ankara valisi" gibi, ad tamlamalarında yanlışlık olduğunu söylemeleri bilgisizliklerinin ürünüdür. Çünkü "yüksek ziraat mühendisi" tamlamasında kullanılan "yüsek" sıfatı da, "ziraat" adı da tamlanan durumundaki "mühendis" sözcüğünün tamlayanlarıdır. Öte yandan cümlede yüklem görevi üstlenen ek-eylem eki almış adların ve çekimli eylemlerin kurallı cümlelerde hep sonda bulunması, yüklemin en önemli öğe olmasından kaynaklanır.
 
Türkler, karakter bakımından söze değil davranışa önem verirler. Bu yüzden "hareket"Türkçede çok önemlidir. Türk milliyetçiliğinin siyasal örgütü olan bir partinin adının "Milliyetçi Hareket" olması, bu gerçeğin yansımasından başka bir şey değildir. Evreni, insan çıplak gözle iki durumda algılar: Nesne ve hareket. Ancak Türkçede hareket, nesneden önemlidir. Denilebilir ki atalarımız evrenin özünün hareketten ibaret olduğunu, Türkçeyi oluşturduklarında fark etmişlerdir. Harekete önem vermeleri nedensiz değildir. Nesne incelendiğinde en küçük yapı taşının "atom"lar olduğunu, atomların da hareket halinde buluğunu atalarımız sanki sezmişlerdir. Göz önünde duran kıpırtısız, dingin nesneye değil de çıplak gözle anlaşılmayan nesnedeki harekete önem vermeleri beğenilecek bir özelliktir. Hatta Tasavvuf tarikatlarından Mevlevilik'te Mevlevilerin dönerek evreni temsil etmelerinin  evrenin özünün hareket olduğunu atalarımızın fark etmesiyle ilgisi vardır diyebiliriz. Yine dilciler, şu soruyu sık sık gündeme getirirler: Neden ad soylu sözcüklerin yerine alıntılar dilimize dolduğu halde cümle sonunda eylemlere hiç dokunulmamıştır. Anlaşılıyor ki dilimizle ürün verenlerin bilinçaltında hareketi kaybetmemek bilinci vardır. Görülüyor ki evrenin özü olan "hareket"i yakalamak bakımından da tam anlamıyla gerçekçi bir dildir.
 
Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Kültür ve Dil adlı eserinde Türkçede sözcük köklerinin değişmemesi ile ilgili olarak insanla konuşulan dil arasında var olan karakter  benzerliğine dikkat çeker. Öteki dillerle Türkçeyi karşılaştırarak vardığı sonuç şudur: Türkler mert insanlardır, verdikleri sözden asla caymazlar. Bu durum dillerinde de kendini gösterir. Söz gelişi bir "söz" köküne yapım eki de çekim eki de eklense sözcük kökünde hiçbir değişme olmaz: Sözcü, sözlük, sözlü, sözsüz, sözde, sözel, sözce, sözcük, sözleşmek, sözlenmek; sözüm, sözler, sözün özü, bilginin sözü, sözden... gibi.
 
Fotoğraf: 737.TÜRK DİL BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.YARIN SAAT 10:00'DA KARAMANOĞULLARI'NIN BAŞKENTİ ERMENEK'İN BALKUSAN KÖYÜNDE DİL BAYRAMIMIZI KUTLAYACAĞIZ. TÜRKÇE AŞIKLARIYLA BULUŞMAK DİLEĞİYLE....Türkçenin konuşulduğu gibi yazılması, yazıldığı gibi okunması da mertlikle ilgilidir. Son yıllarda İstanbul Ağzı'nda görülen sapmalar, Batılı gezginlerin ve yabancı kültürlerin etkisiyledir. Gelecek yerine gelicek, hatta gelcek; olacak yerine bir zamanlar olıcak, şimdilerde olcek; ağa yerine aa, kağan yerine kaan, soğuk yerine souk demeler belli başlı örneklerdir. Ayrıca "y" ünsüzünün daraltıcı etkisinin yazıda gösterilmemesi, bu ana ilkeden sapma gibi algılanıyor. Burada, kök yanında olumsuzluk eki -me'yi koruma amacı vardır. "Gelmiyen" diyor, "gelmeyen" yazıyoruz. Ancak görülen o ki İstanbul Ağzı'nda yaşanan bu daralma er geç yazıya geçecek, ana kural ikilemden kurtulacaktır. Yumuşak "ğ"'nin hiç söylenmemesi için de aynı şey söylenebilir. Nitekim ses olaylarının yazıma etki ettiği yerler vardır: Ben, sen zamirlerinin "bana, sana" söylenişleri gibi. Hatta Türkçede normal sözcük vurgusu son hecede olduğu halde hece birleşmeleri yüzünden vurgunun öne kaydığı örnekler de vardır: Ne için, niçin olunca, cuma ertesi, cumartesi olunca bu görülür.
 
Türkçede ses uyumlarının bulunması, Türk ruhunun musikiye verdiği değerin dile yansımasından başka bir şey değildir. Türkçe öylesine ahenkli bir dildir ki hem ünlüler, hem ünsüzler, hem de ünlülerle ünsüzler arasında ses uyumları görülür. Kalınlık-incelik uyumuile düzlük-yuvarlaklık uyumundan oluşan büyük ve küçük ünlü uyumları bir yandan ses güzelliği yaratırken bir yandan da ağzın konuşma sırasında sürekli yuvarlak biçim almasını önler. Türkler, her sözcükte ancak bir kez o da başta olmak üzere ağızlarını yuvarlaklaştırır.Oğul, oğlan, olmadı, olacak, Oğuz, Öksüz gibi. Bu kurala -yor eki uymazsa da önemli bir aykırılık görülmez. Anadolu Ağızları'nda  ekin pek  kullanılmaması buna örnektir. Ayrıca -yorekinin aslı sözcüktür. Ünsüzler arasındaki uyumun özü, ünsüz benzeşmesidir. Sert ünsüzlerden sonra gelen yumuşak ünsüzle başlayan ekler sertleşir. Bu durum konuşmaya çabukluk katar. Farklı hava akımı kullanmayı önler. Ünsüz uyumu Türk'ün bir tür kolay konuşma, seslendirme eğilimini sezdirir. Ünlü- ünsüz uyumu da “k, g” sesleri için iki fazla harfin kullanımını önlemek kolaylığını kazandırır Türkçeye. Bu ses uyumlarıyla Türkiye Türkleri şiir gibi konuşurlar. Unutmayalım seste güzellik aramak, insanlarımıza başka güzelliklerin kapılarını aralar.
 
( 2. BÖLÜMDE: TÜRKÇE  SÖZ  DAĞARCIĞI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLECEKTİR. )
HÜSEYİN YENİÇERİ

Yorumlar(0)
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
Yazarlar Yazarlar
AnketAnket



Son YorumlarSon Yorumlar
Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber