TÜRKİYE EKONOMİSİ ÇOK SIKINTILI VE RİSKLİ BİR SÜRECE MAHKUM EDİLİYOR

15 Ağustos 2015
928 Haber Okunma   0 Haber Yorum

AKP tek başına iktidarı kaybetmeyi hazmedememiş, siyasi ikbal hesapları ile başından beri 7 Haziran seçimlerinin yenilenmesini gizli ve esas gündem olarak korumuştur. AKP Yönetimi içinde bulunduğumuz zor ekonomik ve siyasi koşullarda şahsi ikballeri uğruna ülkeyi kaosa sürüklemekten kaçınmamaktadır. E. Haluk AYHAN

Küresel planda bakıldığında gelişmiş ülke ekonomilerinde düşük büyüme ve düşük enflasyon süreci yaşanmaktadır. Yükselen piyasalar ise enerjilerini kaybetmekte ve yapısal sorunlarla mücadele etmektedir.

Gelişmiş ülkeler için Büyüme beklentisi 2015 yılında %2, 2016 yılında %2,1’seviyesindedir. Enflasyon beklentileri ise 2015 için % 0,2, 2016 için %1,5’dir. Gelişme yolundaki ülkeler büyüme beklentisi %4,1 enflasyon beklentisi %4,6 civarındadır.

13 yıldır AKP yönetiminde olan Türkiye ekonomisi küresel düzeydeki gidişattan negatif bir biçimde ayrılmakta ve muadili gelişme yolundaki yükselen ülkeler ortalamasından daha kötü bir performans sergilemektedir. Büyüme %3 seviyesine düşmüş,  daha da gerileme sinyalleri vermektedir. Enflasyon dünya enerji fiyatlarındaki düşüşe rağmen gıda fiyatları etkisiyle yükselişe geçmiştir. Manşet enflasyonda (TÜFE) bir miktar gerileme beklenmekte, ancak çekirdek enflasyonda iyileşme beklenmemektedir.

2015 yılında büyüme düşerken büyümeye en yüksek katkı hane halkı harcamalarından (%1,9) ve kamu harcamalarından(%0,9) gelmektedir. Kamu yatırımları (0,1) ve özel yatırımların (0,2) büyümeye katkısı  çok düşüktür.

Özel sektörün sabit yatırımları 2011 yılından bu yana en zayıf noktasındadır. 2014 yılından toplam sabit yatırımlarda %-8,7 azalma, inşaat yatırımlarında %-10,5, makine teçhizat yatırımlarında %3,6 azalma olmuş, 2015 yılında kaygı verici  sinyaller artmıştır .

Tüketici güveni gerilemektedir. Bazı finans kuruluşlarının hesaplamalarına göre güven endeksi 2004 yılı 100 kabul edilirse 2015 yılında %65 seviyesine gerilemiştir. Türk lirası hızla değer kaybetmektedir. 2004 yılı 100 kabul edildiğinde TL /USD endeksi 2015 yılında 58’e gerilemiştir. 

İşsizlik yükselişe geçmiş 2014 yılından bu yana çift haneye yükselmiştir. Düşük petrol fiyatları ve emtia fiyatlarındaki gerilemeye rağmen cari işlem açığın 45 milyar dolara gerileyebilmiştir.

Özel sektör ve şirketlerimiz önemli bir döviz riski altındadır. Döviz kuru kayıpları şirket karlılıklarını etkilemektedir. Özel sektörün borçları artmaktadır.  2003 yılında GSYH’nin %18’i seviyesinde iken 2014 yılında %60’ına yükselmiştir.  Borçların %54’ü Dolar,   cinsindendir. Dolayısıyla TL/Dolar ve Avro/ Dolar paritesindeki değişimlere karşı hassastır.

İhracatın %47’si,  ithalatlarının % 64’ü Dolar cinsindendir. Avro dolar paritesindeki kayıp ihracat gelirlerini etkilemekte ihracatçıyı kur riski ve baskısı altına sokmaktadır.

Pek çok sektör TL’nin değer kaybetmesinden olumsuz etkilenmektedir. Emlak, elektrik dağıtım, IT telekom, taşımacılık otel ve restoranlar bunlar arasındadır. Ancak inşaat, madencilik, imalat sanayii de hem iç talepteki durgunluktan hep dış talepteki dalgalanmadan etkilenmektedir.

Hizmet sektörü, gıda, orman ürünleri, tekstil, tütün gibi sektörler döviz cinsi gelirlerinin sınırlı olması nedeniyle ihracat ağırlıklı çalışan konfeksiyon, otomotiv, makine, metal sektörlerine üreticilere kıyasla daha kırılgandır.

Bu koşullar altında FED tarafından yapılacak faiz artırımı Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının karşılanmasını güçleştirecek ve maliyetli hale getirecektir.

Önümüzdeki bir yıl içinde  cari açık ile 1 yıl ve daha kısa vadeli   164 milyar dolar   kamu ve özel sektör borcu olmak üzere toplam 196,5 milyar dolar yani GSYH’nin %28’i oranında bir kısa vadeli dış finansman ihtiyacı mevcuttur. Erken seçim ve politik gerginlikler ve ülkedeki kaos ortamı bu koşulları çok daha ağır ve maliyetli hale getirecektir.

 Bunlara ilave olarak Özellikle Çin ekonomisinde ihracat ve rekabet gücünü desteklemek büyümeyi hızlandırmak için devalüasyon süreci yaşanması Türkiye ekonomisi açısından ilave güçlükler yaratabilecektir. Bu sürecin tüm Asya ve gelişen ekonomilerde kur savaşlarını tetiklemesi ihracat pazarlarındaki rekabeti daha çetin hale getirmesi olasıdır. Hali hazırda İç siyasi gerginlikler ve uluslararası konjonktür nedeniyle hızla değer kaybeden TL’yi ilave bir devalüasyon baskısı altına sokabilecektir.

Diğer taraftan Doların aşırı değer kazanmaya başlaması ABD Merkez Bankasının eylül ayında yapması beklenen faiz artırımı kararının etkileyebilecektir. On yıldır ilk defa faiz artırmaya hazırlanan ABD Merkez Bankası FED’in Çin’in hamlesinden sonra güçlü dolardan duyduğu rahatsızlık dolayısıyla faiz artışını ötelemesi ihtimal de dahilindedir.

Maalesef Türkiye ekonomisi bu karmaşık ve riskli ekonomik konjonktür içerisinde Ülkenin ekonomik ve siyasi anlamda içinde bulunduğu perişan durumun bizzat müsebbibi olan zihniyetin siyasi ikbal hesaplarına kurban edilmektedir.  Ülkeye bu kötülüğü yapanlar elbette ki bunun vebalini üstlenecektir. 

Yorumlar(0)
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
Yazarlar Yazarlar
AnketAnket



Son YorumlarSon Yorumlar
Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber