NEDEN ERKEN SEÇİM KARARI ALINDI?

24 Nisan 2018
232 Haber Okunma   0 Haber Yorum

MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof.Dr. Semih Yalçın, 3 Kasım 2019 seçimlerinin yerel seçimlerden önceye alınmış olmasının, muhtemel kayıp ve riskleri ortadan kaldıracağını söyledi.

SEMİH Yalçın, "Seçimlerin 24 Haziran'da yapılacak ve yeni yönetim modelinin bir an önce hayata geçirilecek olması, bütün art niyetleri bitirecek ve hain emelleri boşa çıkaracaktır. Diğer taraftan Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtları ile toplumda yükselen milliyetçilik ve Cumhur İttifakına duyulan güven fevkalade önemlidir. Türkiye ile asimetrik ilişkiler sürdürmeye alışkın Batılı ülkelerden erken seçim kararı üzerine gelen tepkiler, Sayın Genel Başkanımızın erken seçim çıkışıyla bir değil birçok oyunu birden bozduğunu ayan beyan gözler önüne sermiştir." dedi.

 

MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof.Dr. Semih Yalçın "3 Kasım 2019 seçimlerinin yerel seçimlerden önceye alınmış olması, muhtemel kayıp ve riskleri ortadan kaldıracaktır. Bu gerçeklerin ışığında denilebilir ki cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin bir an önce hayata geçirilmesi ülkenin yararına olacaktır" dedi.

 Erken seçim kararını gazetemiz ORTADOĞU'ya değerlendiren Yalçın şunları kaydetti:

"Türk siyasi hayatının son 21 yılına damgasını vuran MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, özellikle Türkiye'nin kader çizgisine yön veren 2011 Seçim Döneminden itibaren müessir ve dominant bir politikacı olarak temayüz etmiştir.

Sayın Devlet Bahçeli, söz konusu süreçte bilge devlet adamı hüviyetini öne çıkararak büsbütün tayin edici ve gündem belirleyici bir rol üstlenmiştir. 

15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi sonrasındaysa Türkiye'nin geleceğine dair alınan kararlara vaziyet eden Sayın Devlet Bahçeli, bu suretle MHP'nin muazzam özgül ağırlığını fazlasıyla hissettirmiştir.

Tarih, Sayın Genel Başkanımızı Türkiye'nin ve Türk milletinin kaderini emperyalist rüzgârların sürüklemesine engel olmak üzere kararlı ve cesur siyasi girişimlere imza atan güçlü bir lider olarak kaydedecektir.

Sayın Genel Başkanımızın, 21. yüzyılda yıldızı parlayan Türkiye'ye yönelik iç ve dış tehditlerin giderek büyümesi karşısında etkin bir siyasi aktör olarak yaptığı tarihî çıkışlardan sonuncusu, 3 Kasım 2019'da yapılması hükme bağlanan Cumhurbaşkanı Seçimi ve Genel seçimlerin erkene alınması olmuştur.

Sayın Devlet Bahçeli; uluslararası aktörlerin Türkiye'yle ilgili manipülasyonlarına güçlü bir cevap vermek, bu manipülasyonların politika, toplum ve ekonomi üzerindeki muhtemel zararlarını ortadan kaldırmak üzere harekete geçmiş, seçim tarihinin öne alınması için hükümete teklifte bulunmuştur.

 

''BİLHASSA POLİTİKADAKİ KRİPTO FETÖ'CÜLER HENÜZ AYIKLANAMAMIŞTIR''

İçeride ve dışarıdaki gelişmelerle 3 Kasım 2019 tarihine giden hayli uzun sürecin, birtakım belirsizliklere ve tartışmalara yol açtığını gören Sayın Devlet Bahçeli; seçimlerin gündemden düşmesive belirsizliğin ortadan kalkmasının, Türkiye'nin hayrına olacağını düşünmüştür.

Sayın Genel Başkanımız, ayrıca bu tablodan yararlanmak için çaba gösteren FETÖ'nün ve yardakçılarının daha fazla zaman kazanmasına fırsat tanınmaması için de seçimlerin öne alınmasında fayda mülahaza etmiştir.

Çünkü siyaset ve iş çevrelerinde hâlâFETÖ muhipleri vardır.

Bilhassa politikadaki kripto FETÖ'cüler henüz ayıklanamamıştır.

Bahse konu kripto FETÖ'cülerhâlâ el altından FETÖ savunması yapmaktadır ve bazıları kimi çevrelerce korunmaktadır.

Üstelik Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin defalarca ikaz etmesine, çağrıda bulunmasına rağmen FETÖ'nün siyasi ayağı da istenen manada henüz deşifre edilememiştir.

Erken seçimle bir an evvel Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin hayata geçirilmesi siyasi iktidara zaman kazandırmakla kalmayacak,FETÖ'nün siyasi ayağının temizlenmesi için bir vesile teşkil edecektir.

 

''3 KASIM 2019'A KADAR BU TERAZİ BU SIKLETİ ÇEKMEYECEKTİR''

Aksi takdirde temizliğin gecikmesi pek çok alanda farklı ve tehlikeli dinamiklerin oluşmasına yol açacaktır.

Türkiye'nin ve bölgenin hatta dünyanın gündemi kurşun gibi ağırdır.

3 Kasım 2019'a kadar bu terazi bu sıkleti çekmeyecektir.

Zaman kaybından, mevcut tehdit ve tehlikelerin savuşturulmasında geç kalınmasından en büyük zararı ülke görecektir.

Dolayısıyla MHP Lideri takdire şayan bir ileri görüşlülükle seçimlerin öne alınarak 26 Ağustos 2018 günü yapılması teklifinde bulunmuş ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan da bu teklifi uygun bulmuştur.

Neticede iki lider arasında varılan mutabakatla erken seçimde karar kılınmış, ancak tarih biraz daha erkene alınarak Cumhurbaşkanı Seçimiyle Genel Seçimlerin 24 Haziran 2018'de yapılması nihai olarak kararlaştırılmıştır.

Erken seçim kararı alınmakla 3 Kasım 2019'a kadar geçen sürede uluslararası aktörlerin Türkiye aleyhinde yürüteceği faaliyet ve kampanyaların önüne geçilmiştir.

Bu aktörlerin uluslararası alandaki Türkiye gündemini sulandırma ve Türk demokrasisiyle ilgili aleyhte algı operasyonlarını arttırması engellenmiştir.

Özellikle Türkiye'nin bütünlük ve bekası açısından hayati önem taşıyan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin zaman kaybedilmeksizinmeriyete girmesi için erken seçim kararıyla devasa bir adım atılmıştır.

Zira Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Cumhuriyet tarihimizdeki en önemli yönetim reformu, şartlara ve gelişmelere cevap veren en dinamik demokratik tercihtir.

Bahse konu reformun mimarı, söz konusu tercihin muhatabı büyük Türk milletidir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi; artan tehditlere karşı milletin sinesinden doğan milli bir mukavemet, bekamız üzerinde oynanan oyunlara karşı yine milletin varlığından doğrulan müteyakkız ve mümtaz bir muvaffakiyettir.

 

''CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ ARTIK CUMHURUN NAMUSUNA EMANETTİR''

16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleşen halkoylamasıyla Türk milleti tarihin akış ve ilerleyişini kutlu bir seçimle değiştirmiştir.

İç ve dış odakların art niyetli karşı çıkışlarına, garez dolu itirazlarına, mesnetsiz ve maksatlı tepkilerine rağmen, milletimiz yüzde 51,4'lük destekle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni tertemiz iradesiyle kabul ve teyit etmiştir.

15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden 641 gün sonra sistemsel ihtiyaç karşılanmış, konu kapanmıştır.

Hiçbir dış telkin, hiçbir iç dayatma, hiçbir baskı ve gözdağı işe yaramamış, milletin iradesine ipotek koyamamıştır. 

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi artık cumhurun namusuna emanettir.

Cumhur İttifakı ise bu namusu muhafazaya tarih huzurunda karar ve söz vermiş beka temelli ahlaki ve siyasi uzlaşmanın mutlak bir mahsulüdür.

16 Nisan halkoylamasını müteakiben, yeni hükümet sistemininAnayasa gereği yürürlüğe giren üç ayağı olmuştur.

Bunlardan birincisi, Cumhurbaşkanının partili olmasıdır. 

Sayın Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisine üye olup arkasından yapılan büyük kongrede genel başkanlığa seçilmesiyle bu aşama tamamlanmıştır.

İkincisi Hâkimler Savcılar Kurulu'nun yeniden tanzim ve seçimidir. 

Bu da 2017 yılında bir takvim çerçevesinde temin edilmiştir.

Üçüncü olarak halkoylamasına konu olan kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Askerî Mahkemelerin kaldırılmasıdır.

Bu üçüncü safha da icra edilerek geride bırakılmıştır.

Şimdi sırayı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin bütünüyle hayata geçirilmesi, kurum ve kurallarıyla yerleşmesi almıştır.

Bugün itibariyle 3 Kasım 2019'a 564 gün, yani 18 ay 15 gün kalmıştır.

Anlaşılacağı üzere önümüzde uzun bir süre, yorucu ve yıpratıcı bir süreç vardır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi üzerinde fitne üreten, dedikodu imal eden, kriz ve kaosa gel gel yapan yerli ve yabancı mihrakların son dönemlerde faaliyetlerine hız verdikleri bellidir, belgelidir.

Bölgesel risk ve tehlikeler öngörülmesi, önüne geçilmesi, ön alınması gittikçe zorlaşan kaotik ve karmaşık bir yapıya bürünmüştür.

Özellikle Suriye odaklı 3. dünya savaşı bile konuşulmuş, emperyalizm yeni numaralarıyla sınırlarımızın hemen dibine postu sermiştir.

Terör saldırıları kesintisiz, ara ve mola vermeksizin sürmektedir.

Millî güvenliğimize yönelik karanlık senaryolar, yeni saldırı planları devrededir.

Zayıf anımız, rehavete düşmemiz kollanmaktadır.

 

''KARŞIMIZDA SOKAKLARDA OTURAN BİR ANA MUHALEFET VARDIR''

Ülkemiz aleyhine kurgulanan, bununla da kalmayıp tedavüle sürülen siyasi ve ekonomik operasyonlar günbegün derinlik, etkinlik ve ivme kazanmaktadır.

Döviz, faiz, sıcak para üzerinden Türk milleti ambargoya alınmaktadır.

Türkiye yüksek risk ve tehditlerin yörüngesinde, çekim alanındadır.

Ana muhalefet partisi CHP, yanına yöresine aldığı ipsiziyle sapsızıyla, PKK'sıyla FETÖ'süyle, HDP ve diğer rejim ve millet muhalifleriyle komplo peşindedir.

Devleti kurduğunu söyleyen CHP, siyasi köklerinden savrulup devlete kafa tutmak, daha vahimi devleti sokakta eritmek için kolları sıvamıştır.

Karşımızda sokaklarda oturan bir ana muhalefet vardır.

CHP'li yöneticilerin PKK'lılara methiyeler düzmesi de siyasi kopuş ve dağılıştır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi resmen hayata geçmeden, malum ve melun odaklar tarafından; devamlı yargılanmakta, karalanmakta, hasar alması için eşzamanlı faaliyetler yürütülmektedir.

Türkiye'nin bu ağırlığın altında daha fazla kalması, 3 Kasım 2019'a kadar sabırla dayanması, geldiğimiz bu aşamada mümkün, makul ve münasip değildir.  

Türkiye'nin sistem tartışmalarıyla boğulmak istendiği bugünkü şartlar altında, 3 Kasım 2019'a kadar istikrar ve denge halinde ulaşması her geçen gün zorlaşmaktadır.

Siyasette 24 saat bile uzun bir müddetken bu oldukça uzun seçim sürecine giden yolda toplumsal ve siyasi dinamikleri olumsuz etkileyen çok sayıda faktör öne çıkacaktır.

Malum olduğu üzere iktidar partisi ile varılan uzlaşma neticesinde MHP, yerel seçimler hariç olmak üzere, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve milletvekili genel seçimlerinde Cumhur İttifakının iki ortağından biri olmuştur.

Türkiye'nin bekası açısından, Cumhur İttifakıyla hâsıl olan millî mutabakatın korunması elzemdir.

Bu çerçevede ittifakın selameti ve seçimlerde başarıya ulaşılması açısındantoplumsal ve siyasi dinamikleri tayin eden unsurlar dikkatle takip ve analiz edilmiş, bunların muhtemel sonuçları hesaplanarak atılacak adımlar elde edilecek verilere göre belirlenmiştir.

Seçimlerin 3 Kasım 2019'da yapılmasının artıları ve eksileri analiz edilerek seçim sürecinde ve sonucunda; kontrol edilemeyen, beklenmedik birtakım gelişmelerin ortaya çıkması ihtimalideğerlendirilmiştir.

Seçim sürecine tesir eden faktörlerin başında; Türkiye'nin bölgesel ve uluslararası ilişkileriyle bunların sosyal, siyasi ve askerî yansımaları gelmektedir.

Bir diğer tayin edici ögeyse ekonomik göstergeler ve hükümetin ekonomi alanında alacağı tedbirlerdir. 

Siyasi dengeler ve bunlarla doğrudan ilintili toplumsal dinamikler de bahse konu unsurlar arasında yer almaktadır.

Bir başka önemli ve müessir unsur ise uluslararası aktörler tarafından yönlendirilen göç trafiği ve nüfus hareketleridir.

Türkiye'nin komşuları ve Batı dünyasıyla ilişkilerinde son yıllarda belirgin bir dönüşüm gerçekleşmiş; bilhassa ABD, Fransa ve Almanya gibi güçlü ülkelerle kurulan ilişkilerin kapsam ve niteliği değişmeye başlamıştır.

Batılı ülkelerle artık eşitler arası münasebet kurulmasından yana olan Türkiye, bunu sağlamak üzere bağımsızlık yanlısı adımlar atmıştır.

Çünkü gerek bölgesinde gerekse uluslararası alanda güçlü ülkelerce etrafına çizilip durulan hudutlar, Türkiye'ye dar gelmeye başlamıştır.

ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerse Türkiye ile yıllardır süregelen asimetrik ilişkinin devamından yana olduklarını her vesileyle belli etmişler; ülkemizin, biçtikleri rolün dışına çıkmasını engellemeye çalışmışlardır.

 

ÜLKE MENFAATİ AÇISINDAN GENEL SEÇİMLERİN ÖNE ALINMASINI ZORUNLU KILAN SEBEPLER 

Erken seçimin gündeme alınmış olmasının ne derece isabetli bir karar olduğunu ortaya koyan çok sayıda gösterge bulunmaktadır. 

Bu çerçevede öncelikle ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin Türkiye ve bölgeyle ilgili politikaları dikkatle takip ve analiz edilmiştir.

(1)-Soğuk Savaş sonrasında husule gelen belirsizlik ortamından yararlanarak Orta Doğu'da hazırlıksız yakalanmış ülkelerin topraklarını yeni bir sömürge fırsatçılığıyla işgal eden ABD, bölgesel çıkarları ve güvenliğine doğrudan tehdit oluşturduğuna bakmaksızın Türkiye'yi hedeflerinin önünde engel olarak görmeye başlamıştır. 

Son yıllarda belirgin şekilde Batı dünyasının yörüngesinden çıkarak bağımsız politikalar takip etme eğilimine giren Türkiye'nin bölgesinde ve dünyada etkin bir güç olması kabullenilememektedir.

Batı dünyasında ülkemiz hakkında giderek büyüyen rahatsızlık ve hazımsızlığın sebeplerinden biri de cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi hayata geçtiğinde güçlü bir yönetim modeli teşekkül edeceği ve Türkiye'nin Batı'nın uydusu olmaktan büsbütün uzaklaşacağı gerçeğidir. 

Son yıllarda ABD'nin ve AB ülkelerinin Türkiye'ye dönük olumsuz tutumlarının,Batılı politikacıların dozu giderek artan Türkiye aleyhtarlığının arka planında buhusus yatmaktadır.

Bu yüzden uzunca zamandır Batı'da Türkiye'ye yönelik politikaların ortak paydası, Ankara'nın bağımsızlıkçı, bölgesinde etkin politikalarının etkisizleştirilmesi ve ülkemizin önünün kesilmesidir.

Meseleye buradan bakınca ABD'nin Suriye'de neden Türkiye ile beraber hareket etmeye yanaşmadığı daha iyi anlaşılmaktadır.

Bu sebepledir ki Amerika Birleşik Devletleri hem Suriye konusunda hem de Türkiye'yle öteki alanlardaki ilişkilerinde kontrollü bir gerginlik, sıkıştırma siyaseti takip etmektedir.

Washington yönetimi, bu yolla Türkiye'nin üzerinde baskı oluşturmaya tabiri caizse bizi hizaya getirmeye çalışmaktadır.

ABD; Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin hayata geçirilmesiyle Türkiye'nin bağımsız, egemen ve müessir politikalarının kalıcı hâle geleceğini, Ankara'nın bölgede attığı kararlı adımlarla elde ettiği kazanımları geri dönülmez şekilde sağlamlaştıracağını bilmektedir.

O bakımdan başını ABD yönetiminin çektiği uluslararası aktörler, 3 Kasım 2019 Seçimlerini yaptırmamak için bölgede Türkiye'nin başını ağrıtacak pürüz ve sorunlar çıkarmanın yolunu aramışlardır. 

ABD dışişleri bakanlığı sözcüsü Heather Nauert'ın Türkiye'de erken seçim kararı alınmasından sonraki açıklamasında şunları dile getirmiştir:

"Olağanüstü hal döneminde seçimleri düzenleme kabiliyetleri hakkında endişelerimiz var. Elbette özgür ve adil seçimler görmek isteriz, ama burada bir endişe var" diyerek ağzındaki baklayı çıkarmıştır.

 

''ABD'NİN AMACI ÜZÜM YEMEK DEĞİL BAĞCIYI DÖVMEK OLDUĞU BİR KEZ DAHA ORTAYA ÇIKMIŞTIR''

Türkiye'nin varlığına ve bütünlüğün yönelin FETÖ darbe girişimi karşısında NATO'da müttefiki olduğu Türkiye adına hiçbir olumlu açıklama bile yapmayan ve aksine FETÖ elebaşına ve FETÖ'cüleri koruyup kollayan ABD'den gelen bu açıklama Washington'ın niyetlerini açık etmiştir.

ABD'nin amacı üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Son günlerde konuşulan bölgesel savaş senaryolarının kısmen gerçekleşmesi de Türkiye'yi doğrudan etkileyeceği için, bu durum iç politikada da bazı adımlar atılmasını, mesela uzak bir tarihte yapılması takdirinde seçimlerin ertelenmesini gündeme gelme ihtimali yüksekti. 

Hatta bölgesel konjonktür, 24 Haziran'a alınan seçimlerinbile ertelemesine ve seçim takviminin yenidenuzak bir tarihi esas alarak değiştirmesine yol açabilme riskini barındırmaktadır.

Bu tablo karşısında seçimlerin bir an önce yapılarak fiilî konumdaki mevcut işleyişe çekidüzen verilmesi, Türkiye'nin yoluna sağlam bir hükümet sistemi ve millî mutabakatın ivmesiyle devam etmesi kaçınılmaz görünmektedir.

Zaten Anayasa değişikliğiyle belirlenen önceki seçim takvimi de mevcut konjonktürde uzun bir süreyi içine aldığı ve çok yüksek risk taşıdığı için değiştirilmiştir.

Cumhurbaşkanı seçimiyle Genel Seçimlerin 3 Kasım 2019 Seçimlerinde yapılmış olması, 1,5 yıldan fazla bir süre beklenmesi demektir ki mevcut şartlarda bu vakit kaybıanlamına gelmektedir.

Ayrıca bu Türkiye'nin, bölgenin ve dünyanın mevcut koşullarında hayli fazla riski göze almak anlamına gelmektedir. 

Oysa Türkiye için vakit nakittir ve müteselsil iç ve dış tehdit ve tehlikeler karşısında en doğrusu seçimlerin erkene alınması olmuştur.

Türkiye'nin, bölgenin ve dünyanın sıcak gündemi; bu oldukça uzun müddet zarfında seçimlerin selameti ve güvenliği açısından bazı tehlike ve mahzurlara kapı aralama potansiyeli taşıdığı için MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli tarafından riskli bulunmuştur.

Her ne kadar seçimlerin 24 Haziran'da yapılacak olması siyasette kısıtlı bir zaman dilimine işaret ediyor olsa da bazı adımları atmak için önümüzdeki 2 ay iyi değerlendirilerek hızlı, planlı ve programlı hareket edildiği takdirde öncelikle uyum yasalarının tamamlanması için yeterli adımlar atılması mümkündür.

Bu sayede muhtemel kazalara karşı erken seçimle tedbir alınmış olmaktadır.

3 Kasım 2019'a kadar uzanan sürede 1,5 yılı aşkın uzun sürede uluslararası güçler Türkiye'yi karıştırmak ve iç politik dengeleri bozmak ve seçimleri sabote etmek için harekete geçebilir. 

Bu bağlamda Batılı istihbarat ajanları sabotaj, suikast gibi eylemler düzenleyerek içeride kaos yaratmaya çalışabilir.

Bu yapılırken hem PKK, hem IŞİD, hem de kripto FETÖ unsurları kullanılabilir.

Ayrıca FETÖ ile yapılan mücadelede örgüt mensuplarının hâlâ çok sayıda kripto unsurunun devlet kademelerinde gizlendiği ve bunların tamamının temizlenemediği bilinmektedir.

Son alarak sadece Silahlı Kuvvetlerde 3 bin kripto FETÖ'cüsubay tespit edilmiş ve bunların ordudan ayıklanması için kanun hükmünde kararname hazırlığına başlanmıştır.

Bu rakam, FETÖ'nün hâlihazırda yeni bir kalkışmaya cüret edebilecek unsurlarının ordu bünyesinde yuvalanmış bulunduğunu ve tehlikenin henüz geçmediğini gözler önüne sermektedir.

(2)- Burada, ana muhalefet partisi CHP'ye bir parantez açılmalıdır.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğluplanlı bir şekilde uluslararası güçlerle paralel hareket etmiş, bilinçli bir gerginlik politikası takip etmiştir.

CHP, mümkün mertebe MHP ile şiddetli polemiğe girmekten kaçınsa da Cumhurbaşkanına yönelik olumsuz algı çalışması yürütmüş, dozu giderek artan ölçüde karalama kampanyası yapmıştır. 

Kılıçdaroğlu'nun sanatçılara hakarete varıncaya kadar şedit bir üslupla sürdürdüğü kampanyaların hedefi, toplumsal dinamikleri sarsarak iç dengelerin kontrolünü zorlaştırmak ve seçimlerin yapılmasının engellenebileceği kaos ortamının hazırlanmasına katkıda bulunmaktır.

Kılıçdaroğlu; bir yandan 3 Kasım 2019 Seçimlerine hazırlanıyor gözükürken diğer yandan da 3 Kasım'ın meşruiyetini tartışmalı hâle getirmek, seçim sürecini sabote etmek ve baltalamak için çaba göstermiştir.

Kendi cumhurbaşkanı adayını bile belirlemekte, ittifak yapıp yapmayacağına karar vermekte zorlanan bir CHP'nin bir oyun kurucudan çok oyunbozan ve ortalığı karıştıran mevkide bulunması ve yapıcı değil yıkıcı roller üstlenmesi manidardır.

Seçimin gereklerine odaklanması gerekirken 19 aya varan süreyi kara propagandalarla geçirmeyi yeğleyen CHP, erken seçim kararıyla hazırlıksız ve hatta açıkta yakalanmıştır.

CHP'nin şaşkınlığı ve muhalif cephenin derbederliği bile erken seçim kararındaki isabeti ortaya sermektedir.

(3)- Göç olgusu ve mülteciler sorunu da uluslararası güçler ve Türkiye'nin bölgesel politikalarından rahatsız olan ülkeler tarafından Türkiye'ye baskı aracı olarak kullanılmakta, ekonomik problem kaynağı olarak beslenmektedir.

 

''TÜRKİYE'NİN BU KONUDA TAŞIDIĞI YÜK, KAPASİTESİNİN ÜZERİNDEDİR''

Buna en çarpıcı örnek, Afganistan'dan Türkiye'ye göçmen akınının İran üzerinden vuku bulmasına Tahran yönetiminin göz yummasıdır.

Bölgede mülteci hareketlerinden en çok etkilenen ülkenin Türkiye oluşu, sadece hükümetlerin insani politikalarıyla açıklanamaz. 

Türkiye'nin bu konuda taşıdığı yük, kapasitesinin üzerindedir.

Mülteciler sorunu giderek büyüyen, Türkiye'yi sadece ekonomik açıdan değil, kültürel ve siyasi açıdan da olumsuz etkileyecek bir tehdide dönüşme istidadı göstermektedir.

Yorumlar(0)
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
Yazarlar Yazarlar
AnketAnket



Son YorumlarSon Yorumlar
Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber