MHP Iğdır Milletvekili ve TÜRKSAM Başkanı Sayın Dr. Sinan OĞAN ile Peşmerge’nin Türkiye’de Eğitilmesi Hakkında Söyleşi

28 Kasım 2014
1108 Haber Okunma   0 Haber Yorum

Geçtiğimiz günlerde IŞİD terör örgütüne karşı oluşturulan uluslararası koalisyonun, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) mensuplarına yönelik "eğit-donat" sürecine ilişkin görüşmelerin tamamlandığı bildirilmişti ki, üzerinden çok geçmeden eğitilecek kesimler arasında peşmergenin de olduğu ortaya çıkmıştır. Söz konusu gelişmelere ilişkin olarak Milliyetçi Hareket Partisi Iğdır Milletvekili ve TÜRKSAM Başkanı Sayın Dr. Sinan OĞAN, TÜRKSAM’ın sorularını cevaplandırdı.

Peşmergenin Türkiye’de TSK tarafından eğitimi hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

 

Kamuoyuna yansıyan ilk haberlerde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sadece ÖSO’yu eğiteceği şeklindeydi. ÖSO’nun eğitileceği yerlerin bile ABD’li yetkililer tarafından incelendiği basına yansımıştı. Bugüne kadar bazı kaynakların kamuoyunu oyaladığı anlaşmalar tamamlanmadı gibi söylemlerden sonra AKP hükümeti yine bizleri şaşırtmamış ve şimdiki Başbakan, Eski Dışişleri Bakanı Sayın A. Davutoğlu TSK’nın peşmergeyi de eğiteceğini açıklayarak ağzındaki baklayı çıkarmış oldu.

 

Aslında en acı noktalardan biri ise, bu eğitimlerin çoktan başlamış olduğudur. Basına da yansıdığı üzere, eğitimlerin bordo bereliler tarafından zaten yapılıyormuş. Ayrıca AKP hükumeti daha önceden peşmergeyi silahlandırıyormuş. Her şeyden öte, bu TSK’nın itibar ve imajını hedef alan bir husustur. Öncelikle, yasal zemine oturtulmayan peşmerge eğitimine TSK’nın da dahil edilmesine dikkat çekilmelidir. Yöntem konusundaki açıklamalar genel çerçevenin belirlenmesine karşın her zaman olduğu gibi aceleci davranan hükümetin süreç içinde, zamanla bazı emrivakilerle karşılaşması kaçınılmaz olacaktır.

 

Peşmergenin eğit- donat kapsamında Türkiye’de eğitilmesini Türk Dış Politikası çerçevesinde nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

ÖSO ile Suriye’yi hedef alan AKP hükümetinin hedefinin şaştığı ve karmaşıklaştığı ortadadır. Zira bu eğitimlere peşmergenin de dahil edilmesi, hedefin sadece Suriye olmadığını, Irak’ı da dahil eden daha büyük bir oyunun planlandığını göstermektedir. Peşmergenin güçlenmesi ile zaten kontrolü zor olan bu bölgede başka aktörlerin de yaratılarak, bir kaos ortamı yaratılmak istenmektedir.

 

Coğrafi olarak ortaya çıkan bu kaos haritası da, Kürdistan’ın kurulmasının hedeflendiğini göstermektedir. Bu olasılıklar dikkate alındığında, buradaki hedefin sadece IŞİD olduğunu söylemek mümkün değil. Bu proje ile önce IŞİD devrilecek, ardından da Esad rejimi ve Irak hedef alınmaktadır.

 

Türk dış politikasının temel hedefi komşularının toprak bütünlüğünü sağlamak iken AKP hükumeti önceleri Barzani’nin kontrol ettiği bölgeleri ayrı bir devletmiş gibi muhatap alarak petrol anlaşmaları imzalamış, şimdi de peşmerge eğitilerek Irak’ın bölünmesine zemin hazırlanmaktadır. Türkiye’nin görevi ayrılıkları ve ayrılıkçıları desteklemek değil, komşularının toprak bütünlüğünü temin edecek çabalar harcamaktır. Ama eğer illa ki, Irak’ın bölünmesi kaçınılmaz bir durum arzedecekse de bu takdirde Türkmenlerin statüsünün garantiye alınmasını sağlayacak politikalar geliştirmektir.

 

Peşmergenin Türkiye’den geçmesine yasal olmadığı yönünde gösterdiğiniz tepkileri hatırlarsak, sizce eğit- donat kapsamında peşmerge eğitiminin dayandırıldığı hususlar nelerdir?

 

Öte yandan, Irak Anayasası’na göre peşmergeler iç güvenlik gücüdür, dış operasyon yetkisi yoktur. Irak Anayasası uyarınca da Irak Parlamentosu'nda Peşmergeler'in ülke dışına çıkmasıyla ilgili bir karar alınmadı. Hukuka aykırı, yasal dayanaktan yoksun bir süreç yaşanmaktadır. Bu bakımdan Türkiye’den geçişleri de onlara verilecek bu eğitim ve donanımlar da hukuksal zemine oturmamaktadır. Bu Irak hükümetinin iç dinamikleriyle doğrudan ilişkilidir. Bunları yapabilmek için Irak hükümetinin onayı bile alınmamıştır.  

 

 Bu bakımdan tezkere ile peşmergenin geçişini aklama çalışmaları hukuken karşılıksız ve yersizdir. Buna karşın AKP’nin bu konuda bile kamuoyunu oyaladığı ortaya çıkmıştır. Bu süreçte 450 PKK’linin Kandil’den Kobani’ye geçmesine gözünü yumuldu. Buna ek olarak, Kobani’de yaralanan PYD üyelerinin yine Türkiye’de tedavilerinin sağlanması Türkiye’deki hızla değişen gündemde tutunamadı maalesef. Şimdi de ortaya atılan “İncirlik Üssü” ve “güvenli bölge” tartışmalarının altından bordo berelilerin iki haftadır peşmergeleri eğittiği ortaya çıkmıştır. Bu bakımdan Türkiye hızla bir bilinmeze çekilirken AKP’nin attığı tüm adımlar hukuktan da şeffaflıktan da tamamen uzak olduğu tekrar tekrar kanıtlanmaktadır.

 

Peşmergeyi eğit- donat uygulamasının Türkmenlere, bölgeye ve Türkiye etkisi bakımından olası sonuçları hakkında neler düşünüyorsunuz?

 

Son durumda, Irak’ta Türkmenlerle ilgili herhangi bir adım atmayan AKP hükümeti, tüm imkânlarını peşmergenin önüne sermiş durumdadır. Türkmenler de silahlanma ve eğitim talebinde bulunmuştu. Peşmergeye Türk milletinin vergisi ile hem silah hem de eğitim yardımında bulunuluyor. Biz, Türkiye’nin öncelikli olarak Türkmen kardeşlerimize yardım etmesini beklerdik.

 

Eğitilen ve donatılan tarafların kim olduklarını iyi analiz etmek gerekir. ÖSO, Esad karşıtı bir oluşumken PYD’nin daha önce de defalarca belirttiğimiz şekilde IŞİD terör örgütünden farkı yoktur. Peşmerge de Irak iç güvenlik gücüdür ve Irak’taki Türkmenler açısından zaman zaman bir tehdit unsuru bile olmuştur. Yani eğitilen ve donatılanlar sadece IŞİD’i hedef alan oluşumlar değildir, o yüzden bu yöntemle mücadele uzun vadede sadece IŞİD ile olmayacaktır. Bunun altını çizmek lazım.

 

IŞİD Türkmen kenti Telafer’i ele geçirmeden kentin üzerinde baskı yaptığında peşmerge oradaki Türkmenlerin silahlarını toplama girişiminde bulunmuştu. Türkmenler silahlarını vermeyince, peşmerge kenti savunmasız bırakarak Telafer’i savunmadan terk etmiştir. Bu da yetmezmiş gibi, peşmerge Türkmen kenti Kerkük’ü ele geçirmek istediği ortadadır. Bunlar bölgeyi takip eden herkesin görebileceği hususlardır. Bunları görmezden gelerek atılan adımlardan öyle anlaşılıyor ki, Irak iç güvenlik gücü olan peşmerge Türkiye eli ile eğitilerek ve donatılarak, Türkmen kentlerinin peşmerge eline geçmesine sebep olunacaktır. Bu bir nevi; “Türkiye eli ile besle peşmergeyi, oysun Türkmen’in gözünü, işgal etsin Türkmenlerin toprağını” olacaktır.

TÜRKSAM Başkanı ve MHP Iğdır Milletvekili Dr. Sinan OĞAN’ın, Tayland Cezaevlerinde Tutulan 496 Uygur Türkü ve Çin’de 27 Uygur Türküne Verilen İdam Cezası Hakkındaki Röportajı



27 Uygur Türkünün idam cezasına çarptırılması ve 496 Uygur Türkünün Tayland'daki hapishanelerde tutulması hakkında Dünya Uygur Kongresi Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı, Ankara Üniversite Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erkin EMET tarafından TÜRKSAM Başkanı ve MHP Iğdır Milletvekili Dr. Sinan OĞAN ile yapılan röportaj:

 

  • Çin’de 27 Uygur Türküne verilen idam cezası ve 469 Uygur Türkünün Tayland’daki ceza evlerinde tutuluyor olmasına ilişkin görüşleriniz nedir?

 

Dr. Sinan OĞAN:Çin’in Doğu Türkistan üzerindeki baskıları maalesef devam etmektedir. Çin’in Uygur Türkleri üzerindeki baskıları Uygur Türkleri içine sindirmemekte ve buna itirazlarını bildirmektedir. Bu itirazlarını ise, Çin sert bir şekilde susturmak istiyor. Ama bu şekilde Uygur Türklerine baskı yaparak, onları ayaklandırarak, şiddetin içine çekerek sindirmek mümkün değildir.

 

Bu şekilde en son yaşanan hadiselerde de 27 Uygur Türküne idam cezası verilmiştir. Ayaklanmadan sonra Yarkent merkez olmak üzere İlişku kenti ile kalabalık yerleşim yerleri olan Ordanlık, Hangdi, Noçi ve Tağarçı gibi civar köyler Çin İşgal Ordusu’nun kuşatması altına alındı ve binlerce kişi tutuklanmıştı. Buralarda kuşatma devam ediyor. Bu ise Uygur Türklerini daha fazla endişelendirmektedir. Çin eğer bölgeye gerçekten barış gelmesini istiyorsa, bölgede Uygur Türklerinin yaşamasına ve hak ve özgürlüklerine saygı göstermesi gerekir.

 

Çin yönetimi eğer ki, Uygur Türklerinin kendi örf, adet ve inançlarını, dini vecibelerini rahatça yerine getirmelerine izin verirse, bunların hiçbir olmayacaktır. Oruç tutan Uygur Türkleri zorla yere yatırılıp boğazlarına su dökülüyorsa, evde Kur’an bulunduruyor diye suçlu oluyorsa ve buna karşı Uygur Türkleri sesini yükseltiyorsa, bunun karşısında verilecek ceza idam değildir. Bu cezalar ile Uygur Türkleri radikalleştirilmek istenmektedir. Zira radikalleşen Uygur Türkleri Çin için daha kolay hedef haline getirilecek ve askeri müdahale yolları açılacaktır.

 

 Buradan tüm dünyaya ve başta da AKP hükumetine sesleniyorum. Uygur Türkleri sahipsiz değildir. Başka ırktan başka kültürden olan Japonya bugün onlara sahip çıkarken Türkiye Uygur Türklerine sahip çıkmıyor. Bu vesileyle de ekleyeyim, Tayland’da aynı şekilde yüzlerce insanımız orada adeta esir konumundadır. Bunlar hala Türkiye’ye getirilebilmiş değil. Onların da aynı şekilde Türkiye’ye getirilmesi konusunda hükumet üzerine düşeni yerine getirmesi gerekmektedir. Hükumet kimseyi oyalamasın. Orada 496 tane Uygur Türkü bugün hastalıklarla boğuşuyor. Çok ağır şartlar altında ceza evinde tutuklu, belki de bunlar Çin’e geri gönderilecek ve çocuk ve kadınların da aralarında olduğu bu insanlar belki de idama mahkum edilecek. Onun için bu konukların dikkatle takip edilmesi, Tayland’daki büyükelçiliğimiz başta olmak üzere Dışişlerimizin ve hükumetin buna sahip çıkması lazım. Bu bir siyaset meselesi değil, bu bir siyaset üstü mesele, millet meselesidir. Hem Türkiye’nin hem de tüm dünyanın Uygur Türklerinin imdat sesine kulak vermesi lazım.

 

  • Sinan Bey, meclisteki Türk dünyası problemlerini dile getiren milletvekillerinden birisiniz. Türkiye Suriyeli milyonlarca kişiyi misafir ediyor. Tayland’daki Uygur Türklerinin de söylediği şu: Biz Türkiye’ye gitmek istiyoruz. Hükumetin bir çekincesi var. Çin ile ilişkileri bozarsa diye. Siz eğer gelirlerse milletvekili olduğum yerde biz onlara yer verir, bakarız demiştiniz. Sizce uluslararası hukuk anlamında eğer Türkiye’ye kabul edilirlerse Çin ile ilişkiler bozulur mu? Bunun için uluslararası alanda Uygur sivil toplum örgütlerinin üzerine düşen görev nedir?

 

Dr. Sinan OĞAN:Elbette bakarız. 2 milyon Suriyeli göçmene bakan Türk milleti 496 Uygur Türküne bakamayacak mı? Eğer devlet bakamazsa biz millet olarak bakmaya hazırız. Hükumet bunu bahane etmesin. Eğer hükumet için bahane buysa benim doğduğum şehir Iğdır’da Uygur Türklerini misafir etmeye hazırız.

 

Diğer taraftan Doğu Türkistan’ın hem Türkiye’deki hem de tüm dünyadaki sivil toplum kuruluşu temsilcileri, Doğu Türkistan Dernekleri, Doğu Türkistan Vakıfları ve Doğu Türkistan’ı temsil etme iddiasında olan herkesin bu meseleyi önceliklemilli bir mesele olarak görmesi gerekir. Bu meseleyi, iktidar- muhalefet meselesi olarak görmemesi gerekir. Bu davaya yapılacak en büyük kötülük,Türkiye’nin iç siyasetine malzeme haline getirilmesidir. Doğu Türkistan meselesi, Türkiye’nin siyaset üstü meselesi olmalıdır. Umarım bu mesajımdan herkes gerekli dersi çıkarır ve herkes öncelikli olarak Doğu Türkistan meselesinin barışçıl yöntemlerle çözülmesi, acil olarak 496 Uygur Türkünün Tayland’dan getirilmesi, 27 kişinin idam cezasının bir an önce durdurulması ve daha sonra oluşabilecek şiddet eylemlerinin barışçıl yöntemlerle şimdiden önünün alınması için herkes üzerine düşeni yapmak zorundadır. 496 Uygur Türkü Türkiye’ye gelmek istiyorsa bunun önünde hiçbir uluslararası engel olamaz. Türkiye, Çin ile ilişkileri bozulacak diye buradaki kardeşlerime sırtını dönemez. İki milyon Suriyeli Arab’ı kabul eden Türkiye, 496 Uygur Türkünü de kabul etmelidir. Bu da Çin ile masaya oturulup gerekirse görüşülebilir. Kaldı ki, bu Çin ile ilişkileri bozacaksa, bozsun kardeşim. Çin’in de artık buraya gelecek insanların önüne demir perde çekmekten vazgeçmesi lazımdır. Türkiye ile Çin arasındaki ilişkileri doğru yönetirseniz Uygur Türkleri burada köprü görevi de görebilir. “Ne duydum ne gördüm ne de konuşuyorum” diyerek üç maymunu oynarsanız, burada tersine Çin ile ilişkiler de bozulur, oradaki Uygur Türkü vatandaşlarımız da eziyet, işkence ve idam tehditleri altında kalır. Bunların hepsi, iki bağımsız ülke gibi oturulup Çin ile de konuşulur, ne gerekiyorsa da yapılır.

 

Eğer ki birileri, Türkiye büyük bir devlettir, diyorsa; o zaman buyurup büyük bir devlet olmanın gereğini yerine getirecektir.

 

  • Son olarak, siz Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili olarak bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde dile getirecek misiniz, bu davanın takipçisi olmaya devam edecek misiniz?

 

Dr. Sinan OĞAN:Türk dünyasının hangi köşesinde bir öksüz varsa, dünyanın neresinde zulüm altında yaşayan bir Türk varsa, Milliyetçi Hareket Partisi ve onun milletvekili olarak da ben bu davaların takipçisiyiz. Sayın Genel Başkanımız Dr. Devlet BAHÇELİ’nin de bu konudaki hassasiyeti son derece yüksektir ve bizlerin de bu konudaki çabaları partimizin bu anlamdaki misyonunun da bize yüklediği görev olarak gereği yapılmaktadır. Elbette, yerine getireceğiz, getiriyoruz. Ama zaman zaman biz bunları yaptığımızda Uygur Davasına sahip çıktığı iddiasında olan dernek ve vakıf temsilcileri biz Uygur davasına sahip çıktığımızda medyaya verilen bazı yanlış anlaşılmalara açık cevaplar bizlerin bu konuları gündeme getirmemizde elimizi zayıflatıyor. Biz diyoruz ki, bu konu iktidar – muhalefet meselesi değil, olmamalıdır. Ama Uygur Türklerini temsil eden bazı arkadaşlarımızın bu konuyu iktidar ve muhalefet arasına sıkıştırmaları, bu davaya zarar veriyor. Bizim de Uygur meselesini savunmamızda elimizi zayıflatıyor.

 

Benim istirhamım şudur, kimse bu davayı, Uygur meselesini iktidara yaranma meselesi veya muhalefetin tekeline koyma meselesi olarak görmesin. Bu Türk milletinin meselesidir. Bu öncelikle bir insan hakları meselesidir bir de Türk olmanın bize yüklemiş olduğu bir sorumluluk meselesidir. Bu davayı iktidar üstü, muhalefet üstü ve siyaset üstü görmek gerekir. Lütfen herkes, bu konunun sorumluluğu bilincinde olsun. Bu konular hiç kimsenin tekelinde olmadığı gibi, herkesin de bu konuda elinden ne geliyorsa yapması, eline yüzüne bulaştırmadan, iktidarıyla muhalefetiyle dernekleriyle, vakıflarıyla yapılması gerekenleri konuşabilmesi lazım. 

 

Zira Uygur Türklerine yönelik katliamlar devam ediyor:

 

1990 Barın’da,

1995 Hoten’de,

1997 Gulca’da,

2009 Urumçi’de ve

2014 Yarkent’te yapılan katliamlar sahip çıkılmadığı takdirde artarak devam edeceğe benzemektedir. Eğer ki, Türkiye’den Çin’in içişlerine karışmadan insan hakları penceresinden bakarak Uygur Türklerine güçlü bir ses, güçlü bir destek gittiği zaman Çin Uygur Türklerine yönelik katliam ve baskılarına son verecektir. Türkiye’den Gazze’nin yarısı kadar, Rabia Meydanına gönderilen desteğin yarısı kadar destek verilmesi bile yeterlidir. Ancak nedense zulüm gören Türk ise eğer Türk hükumetinin sesi soluğu çıkmıyor…

http://www.turksam.org/tr


Yorumlar(0)
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
Yazarlar Yazarlar
AnketAnket



Son YorumlarSon Yorumlar
Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber