Dini yaşamak gerçekten zor mu?

08 Şubat 2013
1312 Haber Okunma   0 Haber Yorum

Dinde öyle bir yaşanılırlık vardır ki, insan onun emirlerini yerine getirirken büyük bir rahatlık hisseder.

Dinin ortaya koyduğu bir kısım mükellefiyetler aslında meşakkat sebebi değildir; onlar uzun bir yolculuğa çıkmış bulunan insanın hedefine sağ salim varabilmesi için korunma vesilelerinden ibarettir.
 
Dinin tarifinden de anlaşılacağı gibi o, insanları kendi hür iradeleriyle doğru ve güzel olan şeylere sevk eden İlahî emirler bütünüdür. Dolayısıyla, dinin kabul edilmesinde esas olan iradedir, insanın bilerek ve severek ona yönelmesidir.
 
Dinde öyle bir yaşanılırlık vardır ki, insan onun emirlerini yerine getirirken büyük bir rahatlık hisseder. Dinin ortaya koyduğu bir kısım mükellefiyetler aslında meşakkat sebebi değildir; onlar uzun bir yolculuğa çıkmış bulunan insanın hedefine sağ salim varabilmesi için korunma vesilelerinden ibarettir. Dolayısıyla insanların dünyevî ve uhrevî saadeti için ortaya konulan bu mükellefiyetler birer külfet olarak görülemez. Abdest, namaz, oruç, zekat ve hac gibi ibadetler zahirî bir külfete bedel binlerce sevap ve mükafat getirirler.
 
Dini herkes yaşayabilir
 
Dinin özünde sevgi, muhabbet ve insanların her türlü faydası vardır. Peygamber Efendimizin getirdiği din, herkesin rahatlıkla yaşayıp, kolayca tatbik edebileceği bir sistemdir ve objektif prensipleriyle tam bir denge unsurudur. İslam, sadece belli bir grup için değildir; onun mesajı herkesedir. İslâm'da insanlara güç yetiremeyeceği sorumlulukları yükleme söz konusu değildir; o herkesin biraz gayret ederek altından kalkabileceği emirlerle gelmiş olan ve ruhunda müsamaha bulunan bir nizamdır.
 
Din kolaylık üzerine bina edilmiştir. İbadet kastıyla da olsa ilave zorluklar çıkarmaya ve dinin kolaylaştırdığını zorlaştırmaya hiç kimsenin yetkisi yoktur. Onu şiddetlendiren ve altından kalkılmaz hale getiren yenik düşer. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s.), "Bu din kolaylıktır. Hiç kimse kaldıramayacağı mükellefiyetlerin altına girerek dini geçmeye çalışmasın; (insanın mutlaka bir kısım eksik ve kusurları olur ve) galibiyet dinde kalır" buyurmuş ve ümmetine bir tavsiyede bulunurken iki şeyden birini tercih edecekse daima kolay olanı tercih etmiştir.
 
Dinde ruhbanlık yoktur
 
Mesela Hazreti Ali ve Osman bin Maz'un gibi bazı sahabe efendilerimiz, dünyevî duygulardan bütünüyle sıyrılmak, kendilerini tamamen ibadete vermek ve vakitlerinin hepsini Allah'a kullukta geçirebilme gayesiyle bazı meşru ihtiyaçlardan uzaklaşmak isteyince, Peygamber Efendimiz, "Allah'ı en iyi bileniniz ve O'ndan en çok korkanınız benim. Bununla beraber, ben ibadet ediyorum; ama hanımlarımın hakkını da gözetiyorum. Gece ibadetimi yapıyorum fakat istirahat de ediyorum. Bazı günler oruç tutuyor, diğer günleri ise oruçsuz geçiriyorum. Bu, benim yolumdur. Kim benim yolumdan yüz çevirirse, o benden değildir" (Buhârî, Nikâh, 1) demiş ve getirdiği dinde ruhbanlık olmadığını beyan buyurmuştur.
 
İnsanlığın İftihar Tablosu, bu hâdise münasebetiyle bir kere daha dinin herkes tarafından uygulanabilecek yanına işarette bulunmuş, beşer fıtratını ve hayatın gerçeklerini nazara alarak bir hüküm vermiş ve kıyamete kadar O'na ümmet olmakla şereflenen bütün insanlar tarafından tatbik edilebilecek bir kural koymuştur.
 
SÖZÜN ÖZÜ
 
1. Dinin kabul edilmesinde esas olan insanın bilerek ve severek ona yönelmesidir.
2. Kulluk ödevleri, ebedî saadete layık olabilmek için yerine getirilmesi gereken sorumluluklardır.
3. Din kolaylık üzerine bina edilmiştir. İbadet kastıyla da olsa zorluk çıkarmaya kimsenin yetkisi yoktur.
 
BİR SORU-BİR CEVAP
 
Müzik sesi gelen yerde namaz kılınmaz mı?
 
Esas itibariyle namaz kılarken kulağa gelen mü­zik sesinin na­mazın sıhhatine bir zararı yok­tur, fakat sevabını gidermeye se­bep olabilir. Bu­nun için her şeyden önce namazdaki huzuru ve huşûu bozacak, onun lezzetini ve hazzını kaçıracak mekân ve yerlerden uzak durma yollarını aramalıyız.
 
Namazda aranan en büyük hallerden birisi de "huşû" denilen namazı tam bir kalp ve ruh sakinliği içinde kılmaktır. Bunun için de camide kılmak mümkün değilse, namaza durmadan önce sâkin ve sessiz bir mekân seçmek gerekir.
 
Namaz geciktirilmemeli
 
Fakat müzik ve benzeri gürültülerin geldiği yerlerden başka namaz kılacak bir yer yoksa elbette namaz geciktirilmemeli, böylesi bir durumda da eda edilmeli. Namaz vakti girdiğinde, uygun zaman ve zemin yok türünden bahanelerin ardına sığınılmamalı.
 
Ayrıca namaz, imandan sonra en önemli ibadettir. İmandan sonra en büyük hakikat, namazdır. Çünkü namaz insanın Rabbiyle buluşma anıdır. Bizi yaratanla buluşmaya hiçbir şey engel olamaz, olmamalıdır da.
 
TEFEKKÜR ATLASI
 
Parasız hiçbir şey olmuyor mu?
 
"Parasız hiçbir şey olmuyor" diyorlar. Bu sözün bir dereceye kadar doğruluk payı elbette vardır. Fakat parayla da her şey olmuyor. Para kıymetli olabilir ama paradan daha çok kıymetli olan şeyler de yok değil. Dahası kıymetli olan şeyler çoğu zaman parayla alınamayan şeylerdir. Birkaç misal verecek olursak:
 
Para, ilaç alabilir ama sağlık alamaz. Para, yiyecek alır ama iştah alamaz. Para, eğlence alabilir ama mutluluk alamaz. Para, ev alır ama yuva alamaz. Para, yatak alabilir ama uyku alamaz. Para, lüks şeyler alabilir ama kültür alamaz. İnsan parasını kasaya, masaya, cebine koymalı ama hiçbir zaman kalbine koymamalıdır. Para insanın emrine girerse güzeldir yoksa felaket olur.
 
BU HAFTA NE OKUYALIM?
 
Kur'an orijinalliğini koruyarak günümüze kadar nasıl geldi?
 
Rabbimiz her devirde insanları muhatap almış ve peygamberleri vasıtasıyla ilettiği vahiylerle adeta insanlarla konuşmuştur. Yeryüzüne gönderilen semavi mesajlar, belirli bir dönem yürürlüklerini icra ettikten sonra en son Efendimize (s.a.s.) emanet edilen Kur'an-ı Kerim'de cem olmuştur.
 
Kur'an-ı Kerim'i diğer ilâhi kitaplardan ayıran en önemli özelliği ise onun indirildiği şekliyle asliyetinin korunmuş olmasıdır. Kur'an-ı Kerim'in ilelebet korunacağı garantisini Allah Teâlâ bildirmektedir ve bunu kendi uhdesine almıştır.
 
Işık Yayınları'ndan çıkan, Doç. Dr. Muhittin Akgül tarafından kaleme alınan makalelerin derlemesinden oluşan "Kur'an Nasıl Korundu?" isimli eser, yazarın akademik bir konuyu farklı bakış açılarıyla ve herkesin anlayabileceği sadelikte ele aldığı bir başvuru kaynağı.
 
Kitapta işlenen konular 
 
Toplam altı makaleden oluşan eserin birinci makalesinde Kur'an vahyinin indirildiği andan itibaren tespiti ve günümüze sağlam bir şekilde nakledilmesi ele alınıyor. İkinci makalede ise Kur'an'ın ilk muhafızları olan vahiy kâtipleri hem genel olarak hem de bazı isimler özelinde inceleniyor. Üçüncü makalede ise vahiy kâtiplerinin en önde gelenlerinden biri olan ve âdeta hayatını Kur'an'a adayan Zeyd bin Sabit daha yakın bir perspektiften ele alınıyor.
 
Eserin dördüncü makalesinde Kur'an'ın insanlar tarafından ne denli okunduğu, ezberlendiği ve içselleştirildiğinin bir göstergesi olan Kur'an'la konuşan insanlardan örnekler verilmiş. Beşinci makalede Muhammed Zâhid el-Kevserî'nin Makâlât adlı eserinin konuyla ilgili sayfalarının tercümesi "Başka Ülkelere Gönderilen Mushaflar ve Müslümanların Kur'an'a Verdikleri Önem" orijinal başlığıyla verilmiş. Altıncı makalede ise Kur'an'ın korunmasında müfessirlerin öneminin anlatılması açısından yakın zaman müfessirlerinden Elmalılı Hamdi Yazır'ın Kur'an'a yaklaşımı değerlendirilmiş.

Yorumlar(0)
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
Yazarlar Yazarlar
AnketAnket



Son YorumlarSon Yorumlar
Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber