Çok geç olmadan sıkıyönetim ilan edin

10 Şubat 2016
750 Haber Okunma   0 Haber Yorum

Ümit Özdağ: “Davutoğlu gitsin Cizre’de sorsun Jandarma Özel Harekâtçılara veya Polis özel harekatçılara, Onlar Türk Milleti için mi savaşıyorlarmış yoksa Davutoğlu’nun adı belli olmayan şu belirsiz kadim millet dediği isimsiz millet için mi?”

Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından açıklanan terörle mücadele eylem planına ilişkin eleştirilerde bulunan Özdağ, büyükşehirlerde hangi önlemlerin alınacağının açık olmadığını; yurt içi ve yurt dışı ekonomik, barınma ve silah desteğinin nasıl kesileceği izah edilmediğini; PKK'nın boyutunu aşan ve elinde bulundurduğu tanksavar silahlarıyla hangi adımların atılacağının belli olmadığını savundu.
 
MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Prof. Dr. Ümit Özdağ, Mecliste düzenlediği basın toplantısında, AKP'nin etkin ve dinamik antiterör stratejisinin olmadığını öne sürdü.
 
Özdağ’ın açıklamaları şu şekilde:
 
Değerli basın mensupları,
 
Hepinizi saygı ile selamlıyorum.
 
Ülkemizin yoğun gündemi sizlerle her hafta bir araya gelmemizi ve değerlendirmelerde bulunmamızı gerektiriyor. Öyle görülüyor ki, önümüzdeki günlerde hafta bir kez bir araya gelmemiz bile yetmeyecek. Dilerim ülkemiz bir gün makul bir gündem hızına döner.
 
“TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN MİLLET TÜRK MİLLETİDİR”
 
Değerli basın mensupları,
 
Sayın Davutoğlu, PKK terörünün kentlerimizde gerçekleştirdiği terör eylemlerinin kontrol altına alınması amacı ile 10 Temel Esastan oluşan ve 300 Eyleme dayandığı ileri sürülen bir planlamayı açıklamıştır. 
 
Milliyetçi Hareket partisi olarak AKP Hükümeti tarafından hazırlanan bu çalışmayı Davutoğlu tarafından açıklanan ve açıklanmayan boyutları ile birlikte inceledik. Öncelikle açıklanan 10 temel esası değerlendirmek istiyoruz. Sayın Davutoğlu, terörizmi aşma planının birinci boyutunun Psikolojik Unsur olduğunu ileri sürmektedir. Davutoğlu’na göre, “Bu dönemde, Geçmişte olduğu gibi millet vicdanı ve hakimiyetiyle devlet aklını birleştirecekmiş.” 
 
AKP’nin 14 senelik AKP iktidarının geçmişte millet vicdanı ile devlet aklını birleştirmesinin sonuçlarını gördük. Kentlerimiz PKK tarafından işgal edildi. Şimdi tank ve top ateşi ile kentlerimizi PKK’nın elinden geri alıyoruz. Sayın Davutoğlu, “Parçalayıcı ulusçuluk yerine bütünleştirici milleti koyacakmış.”  Ancak Sayın Davutoğlu,  adı olmayan bir milletten bahsediyor. Evet, Türkiye Cumhuriyetini kuran millet Türk Milletidir. 11. yüzyıldan itibaren Anadolu’nun adı Türkiye’dir. 15. Yüzyılda Alman haritalarında Türk imparatorluğu yazıyor. Çanakkale’de İngiliz subayı Türk askerinin direnişini “Dağlar Türk doğuruyor” diye haykırıyorlar.  Davutoğlu gitsin Cizre’de sorsun Jandarma Özel Harekâtçılara veya Polis özel harekatçılara, Onlar Türk Milleti için mi savaşıyorlarmış yoksa Davutoğlu’nun adı belli olmayan şu belirsiz kadim millet dediği isimsiz millet için mi?
 
“DAVUTOĞLU İLE ABDULLAH ÖCALAN’IN TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURULUŞ ESASLARINA YÖNELİK İDEOLOJİK/POLİTİK SALDIRILARINDA FARK YOK”
 
Davutoğlu ile Abdullah Öcalan’ın Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş esaslarına yönelik ideolojik/politik saldırılarında fark yok. Davutoğlu’nun “tek tip ulusçu anlayışı hangi format ve hangi millette tecelli ederse etsin aynı sonuçları doğurur” diyor.  Bu ifade açıkça, Türk Milletine saldırıdır. Davutoğlu, Türk Milleti’nin Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran millet olduğu gerçeğine aynen Alman istihbaratçısı Prof. Dr. Udo Steinbach gibi yaklaşıyor. Davutoğlu “Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu birleştirici ruhun yanında Hint, Afrika, Orta Asya Müslümanlarının yaptığı dualar üzerine yükseldi. Bu devlet herhangi bir etnik kimlik üzerine değil, birleştirici büyük bir millet ideali üzerine kuruldu” diyor. Gerçek ise Türkiye Cumhuriyeti bu dualarında yardımı ile Türk süngüsü ile kuruldu. Davutoğlu’na gereken cevabı Gazi Mustafa Kemal Atatürk veriyor, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir. 
 
“BÜYÜKŞEHİRLERDE PKK TERÖRÜNE KARŞI HANGİ ÖNLEMLERİN ALINACAĞI AÇIK DEĞİL”
 
Yine psikolojik önlemler çerçevesinde “Millet ve devlet arasındaki farklar kalkacak, birleştirici anlayışı yerleştireceği İnsan odaklı devlet anlayışını yerleştireceğiz” diyor. Bunun için geçtiğimiz 14 seneyi neden kullanmadınız diye sormamız gerekiyor.  
 
Davutoğlu’nun planının ikinci aşamasını Kamu düzeninin inşası oluşturuyor. Davutoğlu, kamu düzenini kim tehdit ederse, ister DAEŞ gibi, ister PKK gibi, ister DHKP-C olsun terör yapmak isteyen kim olursa olsun durdurulacak ve engellenecek” diyor. Bunu 14 sene sonra öğrenmiş olmalarını başarı kabul ediyoruz. Peki, nasıl engelleyecekler. Yeni neler yapılacak onlar yok. Açıklamada olmamasına rağmen değişik kaynaklardan bazı güvenlik girişimleri olacağını bilgisine ulaştık. Ancak bunlar bazı karakollar kurmanın ötesinde etkin ve dinamik bir anti terörizm stratejisine dayanmıyor.  PKK ile askeri mücadelenin nasıl daha etkin hala getirileceği izah edilmiyor. Büyükşehirlerde PKK terörüne karşı hangi önlemlerin alınacağı açık değil. PKK terör örgütü İstanbul’da kurtarılmış bölgeler oluşturuyor. Terör örgütünün yurt içi ve yurt dışı siyasi, ekonomik, silah ve barınma desteğinin nasıl kesileceği izah edilmiyor. PKK ile nasıl etkili bir diplomatik mücadele edileceğinden bahsedilmiyor. 
 
Bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan şu açıklamayı yaptı: “Bizdeki PKK terör örgütünün hücrelerinden çıkanlar arasında Rus silahı var mı? Var. ABD silahları var mı? Var. Nereden geliyor bu silahlar?” Bu ifade dış politikadaki iflasın itirafı değil mi?
 
“SON 4 SENEDE PKK’YA VERMEDİĞİNİZ HANGİ TAVİZ KALDI Kİ HALA DEMOKRATİK REFORMLARDAN BAHSEDİYORSUNUZ?”
 
Davutoğlu üçüncü boyut olarak Kapsamlı demokratik reform sürecinden bahsediyor. Bizde MHP olarak soruyoruz. Son 4 senede PKK’ya vermediğiniz hangi taviz kaldı ki hala demokratik reformlardan bahsediyorsunuz? Bunun dışındaki başlıklar, Sosyal seferberlik Ekonomik Kalkınma, Kentsel dönüşüm gibi içi doldurulmak zorunda olunan başlıklar. Etkin iletişim stratejisi, psikolojik savaşında bir diğer ifadesi. Terör ile mücadelede psikolojik savaş kaçınılmaz bir gereklilik. Ancak psikolojik savaşta başarı askeri mücadelede başarıdan bağımsız düşünülemez. 
 
“PEKİ BU İMRALI TUTANAKLARINDA KONUŞULANLAR NEDİR?”
 
Yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesi ama istismarına izin verilmemesi hususu Davutoğlu’nun planlarında yeni bir boyut oluşturuyor. AKP’liler, MHP’den özür dilemeyi düşünüyorlar mı acaba? Çok uyarmıştık kendilerini bu yasanın TBMM’de görüşüldüğü sırada. Bu yasanın değiştirilmesi için MHP önümüzdeki dönemde elinden gelen çabayı gösterecektir. 
 
Davutoğlu, bir diğer adımında Milli birlik ve kardeşlik projesinin canlandırılması olduğunu söylüyor. Bu sefer Muhatap PKK-HDP değil halk ve STK’lar olacakmış.  Davutoğlu “yeni dönemde de, eski dönemde de bizim muhatabımız hep halktır” diyor. Peki bu İmralı Tutanaklarında konuşulanlar nedir?
 
Sadece Öcalan’ı PKK’lılara iletsin diyerek HDP’lilere anlattığı AKP-Öcalan müzakere sonuçları 478 sayfa tutuyor.  
 
Bizi olduğu gibi muhtemelen PKK’yı da gülmekten öldürecek bir önlem de AKP’nin  “Ortadoğu’da Balkanlar’da Kafkaslar’da kapsamlı birleştirici ruh hareketi” başlatma iddiasıdır. Türkiye’nin %50’sini düşman yapan bir zihniyet “değerli  yalnızlık“ adını verdikleri bataklığa, bataklığa gömülen bir parti bunu nasıl yapacak? 
 
Davutoğlu soruyor: AKP iktidarının yeni Türkiye Cumhuriyeti olmamış olsaydı, Kobani’den gelen Kürtler, Halep’ten gelen Araplar, Bayır-Bucak’tan gelen Türkmenler nereye sığınacaktı. Bu çok ayıp, utanç verici bir partizan bağnazlık. Sadece Bulgaristan’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne:  1923-33,34,40,1950,52,68,69-78,79,88 ve 1989’da, 1991 ve 1992 yıllarında 962 bin kişi gelmiş. 1989’da Halepçe’den kaçan 70 bin Kürt Türkiye’ye sığındı. 1991 ve 1992’d 500 bin Kürt ve Türkmen Türkiye’ye sığındı. Ve o zaman AKP yoktu.
 
“TÜRKİYE, SURİYE’YE GİRMEYİ DEĞİL, SURİYE’NİN TÜRKİYE’YE TAŞINMASINI ENGELLEMEYİ DÜŞÜNMELİDİR”
 
Değerli basın mensupları,
 
Bütün bunlar olurken,  Rus hava kuvvetlerinin desteğini alan Suriye Ordusu, Halep’i almak için büyük bir saldırıya başladı. Bu saldırı ile AKP’nin Suriye politikası çökme eşiğine geldi. Şimdi Erdoğan, Suriye savaşına Türkiye’nin müdahil olabileceğine dair açıklamalar yapıyor. Bu çok ağır bir hata olur. Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi neticesi öngörülemeyen zararlar verirken, Rusya’nın PKK’nın Türkiye içindeki şehir terörünü tırmandırmasına büyük yardım yapmasının önünü açar. İlkbaharda TSK’ya Suriye’de değil, Güneydoğu Anadolu’da PKK’ya karşı ihtiyacımız olacak. Türkiye, Suriye’ye girmeyi değil, Suriye’nin Türkiye’ye taşınmasını engellemeyi düşünmelidir. Ayrıca sayıları 200 ile 600 bin arasında olacağı düşünülen mültecilerin sınırın Suriye tarafında karşılanması için gereken önlemler alınmalıdır.  
 
“ÇOK GEÇ OLMADAN SIKIYÖNETİM İLAN EDİN”
 
Değerli basın mensupları,
 
AKP Hükümetini tekrar uyarıyoruz. Çok geç olmadan sıkıyönetim ilan edin. PKK’nın kentlerdeki unsurlarını vakit geçirmeden gözaltına alıp, yargı önüne çıkarın. Belediyelerdeki terör örgütü yandaşlarını tasfiye edin. Kaymakamlıklar ve adliyelerdeki PKK’lıları tasfiye edin. Köy koruculuğu sistemini ve sayısını güçlendirin. Köy korucularının gece bekçisi olmasını sağlayın. Bölgede PKK’nın ayaklanmaya hazırlandığı ilçelerde hızla sokakları genişletin ve müdahaleye hazır ortamlar hazırlayın. Şehirlere kırsaldan sızmaları engelleyin. Kırsalda ilkbahar başlamadan askeri operasyonlara başlayın. Asker ve polisin yaptığı ortak tatbikatları artırın. 
 
“ŞENTOP, DAVUTOĞLU VE HÜKÜMETİNİN ÜFÜRÜKTEN HÜKÜMET OLDUĞUNU İLERİ SÜRÜYOR”
 
Değerli basın mensupları,
 
Mustafa Şentop “Teknik olarak bakarsanız, Türkiye’de parlamenter sistem kalmamıştır” demiştir. Bu açıklama öncelikle, Başbakan Davutoğlu ve Hükümetine çok açık bir hakarettir.  Şentop, Davutoğlu ve Hükümetinin üfürükten hükümet olduğunu ileri sürüyor. Bu açıklama aynı zamanda TBMM’ne hakarettir. Şentop açıklaması ile AKP’nin darbeci, hukuk dışı karakterini bir kez daha ortaya koymuştur. 17/25 Aralık’ta Anayasaya karşı darbe düzenleyen ve Anayasa’nın 138.  Maddesini askıya alarak yargı bağımsızlığını tasfiye eden AKP şimdi de Şentop’un açıklaması ile yasama organına karşı darbe düzenlemektedir. Yaşanan süreç, Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına dayalı demokratik hukuk devleti olarak varlığını sürdürmesine karşı büyük bir tehdit oluşturmaktadır. 

Özdağ: Süleyman Şah Türbesine Giderken TSKne PYD Yol Gösteriyor
 
Özdağ: Süleyman Şah Türbesi’ne Giderken TSK’ne PYD Yol Gösteriyor
  
“ Ümit Özdağ: “Kurulacak üsse -Sayın Bakan beni düzeltir muhtemelen- 3 bine yakın asker yolluyormuşuz. Neden askerî üs kuruyoruz Katar'da, kime karşı askerlerimiz savaşacak? Neden en ön safta Türk askerî Katar'da bulunsun? Yani, şimdi, sayın vekiller, oğlunuzun Katar Emiri için ölmesini ister misiniz? Eğer oğlunuzun Katar Emiri için ölmesini istemezseniz neden başkasının çocuklarını Katar Emiri için yollayalım?” „
Özdağ: Süleyman Şah Türbesine Giderken TSKne PYD Yol Gösteriyor
 
MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Prof. Dr. Ümir Özdağ, TBMM Genel Kurulu'nda, Türk Silahlı Kuvvetleri Deniz unsurlarının, Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görev süresinin Anayasa'nın 92. maddesi uyarınca 10 Şubat 2016 tarihinden itibaren bir yıl uzatılmasına dair Başbakanlık Tezkeresi görüşmelerinde MHP Grubu adına konuşma yaptı. “Doğu Akdeniz'de bu kadar ülkenin filosu yığınak yapmışken, acaba Türk Silahlı Kuvvetlerinin Aden'e gemi yollaması önceliğimiz midir?” diye soran Özdağ’ın konuşması şu şekilde:
 
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkeler askerî güçlerini, ordularını önceliklerine göre kullanmalı, konuşlandırmalıdırlar. İçinden geçtiğimiz dönemde Türkiye ağır askerî ve terörist tehditlerle karşı karşıya olan bir ülkedir. Önümüzdeki aylarda ülkemize yönelik askerî ve terörist tehditlerde artış olacaktır. PKK terör örgütü ilkbaharda hem kırsal alanda hem de değişik kent merkezlerinde bugün yaşananlardan çok daha kapsamlı eylemler yapmaya hazırlanmaktadır. Önemli ilçe merkezlerine büyük miktarda PKK'lı terörist sızması başlamış durumdadır. Büyük şehirlerde de PKK'nın sansasyonel eylemler yapmak üzere çalışmalarını sürdürdüğünü; bazı şehirlerimizde, kısa zaman içerisinde ses getirecek eylemler yapmaya çalıştığını biliyoruz. Yabancı istihbarat servislerinin elemanlarının da ülkemizin değişik kentlerinde örtülü operasyonlar gerçekleştirmek için çalışmalar yaptığına dair bilgiler mevcuttur.
  
Özetle, Türkiye ağır bir askerî tehdit ve güvenlik tehdidiyle karşı karşıya olan bir ülkedir. Eğer AKP Hükûmeti hızla sıkıyönetim kararı almaz ise Sayın Davutoğlu'nun Mardin'de açıkladığı sözde terörizm ile mücadele paketinin hiçbir sonuç alması mümkün değildir. Bugün yapılmakta olanlar da bir terörizmle mücadele değil, sadece bir asayişi sağlama hareketidir. Davutoğlu'nun açıkladığı paketin 1'inci maddesi, "psikolojik bölüm" diye nitelendirdiği bölüme baktığımızda da ne yazık ki Davutoğlu'nun Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşuna bakış açısıyla Abdullah Öcalan'ın Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşuna bakış açısı arasında büyük benzerlikler vardır.
  
Değerli milletvekilleri, PKK'nın kent unsurlarının hızla tutuklanması, kentlere sızmaların derhâl engellenmesi gerekiyor. İlkbaharı beklemeden de Türk Silahlı Kuvvetlerinin kırsalda kapsamlı askerî operasyonlara başlaması gerektiğini düşünüyoruz.
  
Suriye iç savaşının Rus askerî müdahalesinden sonra kazanmış olduğu dinamikler PKK'nın oluşturmuş olduğu tehdidi daha da artırmaktadır. PKK-PYD, Suriye ordusu, Hizbullah ve Rusya Deyrizor'da sıkışan bir Suriye birliğini kurtarmak ve Haseke'yle Deyrizor arasındaki irtibatı kurmak için Al-Şidadi adlı kasabayla ortak bir operasyon düzenleme kararı almışlardır. Arap kaynakları artık bu operasyondan açık şekilde bahsediyorlar. Şimdi, bunun önemi ne, biliyor musunuz? PKK ilk kez Rus ordusunun desteklediği Suriye ve Hizbullah birlikleriyle birlikte ortak bir çalışma yapacak.
  
Öte yandan, son günlerde Suriye'ye yönelik bir askerî müdahaleden bahsedilmeye başlandı. Sayın Erdoğan "Irak'ta yaptığımız hatayı Suriye'de tekrarlamayacağız." ifadesini kullandı. Televizyonlarımızda da "Suriye'ye bir askerî müdahalede bulunursak neler olur, hangi sonuçlar ortaya çıkar?" şeklinde tartışmalar yapılmaya başlandı. Ama biz bunları tartışırken sanıyor musunuz ki Suriye'de de hiçbir şey tartışılmıyor, Suriye genelkurmay başkanlığı, Rus genelkurmay başkanlığı büyük bir rahat içerisinde Türkiye'deki bu tartışmaları izliyorlar ve Türkiye'ye karşı hiçbir tepki geliştirmiyorlar. Hâlen "Nuh-1" ve "Nuh-2" adlı iki planın tartışıldığını görüyoruz. "Nuh-1" ve "Nuh-2" planlarının temel amacı ve hedefi şu: Türkiye'den Suriye'ye yönelik bir askerî harekât olması durumunda, Rus desteğiyle Suriye ordusu Türkiye'deki büyük barajlara füze saldırısı yapmayı ve barajları yıkmayı hedefliyor.
  
Ayrıca, NATO müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri, PKK-PYD örgütünü -PKK'yı kastetmiyorlar, "PYD" diyorlar- terör örgütü olarak tanımamakta ısrar ediyor ve bunun ötesinde, askerî iş birliği yapıyor ve diplomatlarıyla da muhatap alıyor; askerî yardım yapıyor PYD'ye, PYD'nin ileri askerî teknolojileri ve teknikleri öğrenmesini sağlıyor ve Amerikan Dışişleri Bakanlığı PYD'nin terör örgütü olmadığını ileri sürüyor. Oysa, 23 Aralık 2015'te Amerika Birleşik Devletleri'nde senatörlere ve Temsilciler Meclisi üyelerine bilgi vermek için çalışan Kongre Araştırma Servisindeki "Jim Zanotti" adlı Kongre Araştırma Servisi üyesinin hazırlamış olduğu raporda PYD'den PKK'nın kardeş örgütü diye bahsediliyor. Şimdi buradan soruyoruz, Amerikan Dışişleri Bakanlığı da açıklasın: Acaba Kongre Araştırma Servisi bilinçli olarak Amerikalı senatörlere ve Temsilciler Meclisi üyelerine yanlış bilgi mi veriyor, yoksa Kongre Araştırma Servisi senatörlere ve Temsilciler Meclisi üyelerine doğru bilgi veriyor da Amerikan Dışişleri Bakanlığı PYD'nin terör örgütü olmadığını söylerken dünya kamuoyuna yanlış bilgi mi veriyor?
  
Şimdi, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Obama'ya "Ya PKK ya Türkiye; kiminle müttefiksin, karar ver." diye seslendi. Amerikan Dışişleri Bakanlığı da hemen cevap verdi: "PYD'yi terörist örgüt olarak görmüyoruz." Şimdi, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak merakla bekliyoruz: AKP Hükûmeti ne yapacak? Amerikalılar İncirlik'ten IŞİD'i vururken PYD'yle de iş birliği yapıyorlar. Bakın, bunun altını çiziyorum, acaba Hükûmetten kimse var mı? Sayın Bakan, siz buradasınız, doğru. Amerikalılar İncirlik'i kullanarak PKK terör örgütüyle iş birliği yapıyorlar.
 
Ve diyorlar ki... Hayır, hayır, Genelkurmaya hitap etmiyoruz, AKP Hükûmetine hitap ediyoruz. Genelkurmay burada bizim muhatabımız değil. Neden muhatabımız değil? Çünkü Genelkurmay...
 
Ama ben Bakana tekrar döneceğim. Çünkü Sayın Bakan, burada zor bir görevle karşı karşıya. Bir taraftan İncirlik'ten PYD'ye yardım edildiğini biliyor ve Sayın Bakan aynı zamanda bir şeyi daha biliyor: Türkiye içerisinde PKK eylemleri Ayn El Arap'tan yönetiliyor ve Ayn El Arap'tan Türkiye'ye sızan silahlar var, teröristler var ve biz Hükûmetin bir şey yapmasını bekliyoruz. Ne yapacaksınız?
  
Bugün, Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları ile Arap Denizi'nde korsanlığa karşı savaş gemilerinin görev süresinin uzatılıp uzatılmayacağını konuşuyoruz. Sayın Bakanı dikkatle dinledim, notlar aldım. Deniz haydutluğunun engellenmesi çok önemli. Somali'de Silahlı Kuvvetlerimizin bir görev gücü oluşturması ve Somali Silahlı Kuvvetlerini eğitmesi çok önemli. Umarız bu askerî misyon, bir siyasi misyonla da güçlendirilir muhakkak. Aynı zamanda bu tür operasyonlara katılmak, değerli milletvekilleri, deniz kuvvetlerimize okyanus deneyimi sağlıyor; yabancı deniz güçleriyle ilişki sayesinde deniz kuvvetlerindeki subayların daha iyi ve gelişmiş bilgilere sahip olması, hem öğretmeleri hem öğrenmeleri sağlanıyor. Ancak, Aden'e savaş gemisi yollayan Türkiye, Türkiye sınırından 35 kilometre ileride olan Süleyman Şah Türbesi'ni koruyamıyor, askerlerini oradan geri çekiyor. Binlerce kilometre ileriye savaş gemisi yolluyoruz, 35 kilometre ilerimizden, hem de İstiklal Harbi sırasında, hem de Sakarya Savaşı sırasında korumak için asker yolladığımız yerden, IŞİD'den korkarak asker çekiyoruz. Ve IŞİD'den korkmak da bir fayda sağlamıyor çünkü IŞİD geliyor, Ankara'da Ankara katliamını yapıyor.
  
Peki, nasıl gidiyoruz Süleyman Şah Türbesi'ne? PYD'nin yol göstermesiyle. PYD'yle teması kim ayarlıyor, bu teması ayarlaması için kim kimden ricada bulunuyor? Bunları biliyoruz, bu Meclisin tutanaklarında var. Ve şimdi, PYD terörist örgüt ama o terörist örgüt yol da gösteriyor Türk Silahlı Kuvvetlerine.
  
Savaş gemilerimizi Aden'e yollayacağız ancak Irak'a yolladığımız askerlerimizi geri çekiyoruz. Şimdi, bu askerlerimizin orada olması millî menfaatlerimizin gereğiyse neden çekiyoruz? Millî menfaatlerimizin gereği değilse neden yolladık? Aden'e yollayalım savaş gemimizi ama bir yere askerimizi yolladığımız zaman, iki hafta sonra Obama telefon ettiğinde geri çekmeyelim.
  
Mesela, Katar'da askerî üs kurma kararı aldık. Kurulacak üsse -Sayın Bakan beni düzeltir muhtemelen- 3 bine yakın asker yolluyormuşuz. Neden askerî üs kuruyoruz Katar'da, kime karşı askerlerimiz savaşacak? Türk askerinin Katar için ölmesini gerektirecek bir millî menfaatimiz var mı? Basra Körfezi her an büyük istikrarsızlıklara sahne olabilir. Mezhep geriliminin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Neden en ön safta Türk askerî Katar'da bulunsun? Yani, şimdi, sayın vekiller, oğlunuzun Katar Emiri için ölmesini ister misiniz? Eğer oğlunuzun Katar Emiri için ölmesini istemezseniz neden başkasının çocuklarını Katar Emiri için yollayalım?
  
Doğu Akdeniz'de büyük bir deniz gücü yığılması var ve Suriye iç savaşının nereye doğru gittiğinin belirsiz olduğu bir dönemde, AKP Hükûmetinin Türk Deniz Kuvvetlerinin konuşlandırılması konusunda önceliklerini tekrar gözden geçirdiğine inanmak istiyoruz. Hâlen Suriye iç savaşı devam ediyor. Bazı analizciler, bu hızla devam etmesi durumunda, Rus hava desteğiyle Suriye ordusunun, Hizbullah, Iraklı Şii militanlarının çok kısa bir süre içinde muhalif cepheyi çökerteceğini, Halep'i alacağını ve ondan sonra Rakka'ya yöneleceğini düşünüyor. Ancak, Rus ordusunun bu hızlı ilerlemesinin bölgeye başka güçlerin müdahalesini doğuracağı da ifade ediliyor. Eğer böyle bir müdahale olursa, sadece Suriye büyük bir savaş alanı hâline dönüşmeyecek, Doğu Akdeniz de büyük bir savaş alanı hâline dönüşecek. AKP Hükûmetinin Genelkurmay Başkanlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığıyla birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapmış olması gerekir. Yani, Doğu Akdeniz'de bu kadar ülkenin filosu yığınak yapmışken, acaba Türk Silahlı Kuvvetlerinin Aden'e gemi yollaması önceliğimiz midir? Bunu değerlendirmiş olması gerektiğine inanıyoruz ve bu çerçevede, Milliyetçi Hareket Partisi, AKP Hükûmetinin Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları ve Arap denizinde korsanlığa karşı görevli olan savaş gemilerimizin görev süresinin uzatılması talebine "evet" diyecek ancak altını çizerek ifade ediyoruz, bu değerlendirmelerin kapsamlı bir şekilde yapılmış olduğuna, Sayın Bakan, inanmak istiyoruz.
  
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yorumlar(0)
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
Yazarlar Yazarlar
AnketAnket



Son YorumlarSon Yorumlar
Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber