"Bir ülkünün peşinde 50 yıl"

04 Şubat 2019
608 Haber Okunma   0 Haber Yorum

Milliyetçi Hareket Partisi 50. Yıl dönümünü kutlamaya hazırlanıyor. "Bir ülkünün peşinde 50 yıl" ve "Vazgeçilmez yeminle 50 yıl" ifadeleriyle MHP genel merkezi süsleniyor.

"Bir ülkünün peşinde 50 yıl"

Milliyetçi Hareket Partisi'nin 50. kuruluş yıldönümü dolayısıyla büyük hazırlıklar yapılıyor. Yarım asırlık mhp'nin 9 Şubat'ta kutlanacak olan 50. yılında Parti genel merkezi süsleniyor.

ÖLMEZ BU HAREKET...
Ülkücü Hareket ve MHP 'tarihi nedir? ve Dünden bugüne MHP'nin hangi mecralardan geçtiğini BURADAN görebilirsiniz. Türkiye tarihinde önemli bir yer tutuan ülkücü hareket, siyaset zemininde her zaman Milliyetçi Hareket Partisi ile temsil edilmiştir. Yerli ve Milli bir hareket olan Ülkücü hareket 50 yıllık siyasi hikayesinde daha çok acı, gözyaşı, cezaevleri,çetin mücadeleler olmuştur. 

Her zaman konuşulan bir parti olan ÜLKÜCÜ HAREKET Türkiye'nin adeta vaz geçemediği ve geçemeyeceği Türk Milletinin önemli bir organizasyonu olarak günümüze kadar gelmiştir. Alparslan Türkeş tarafından vefaatına kadar kuruculuğu lideri ve genel Başkanlığı yapılan Ülkücü hareket (MHP) in bayrağı Devlet Bahçeli bu günümüze kadar taşımıştır.

ŞÖLEN HAVASINDA KUTLAMA...
Ankara'nın Balgat semtinde bulunan parti binasına, Kurucu Genel Başkan Alparslan Türkeş ile Genel Başkan Devlet Bahçeli'nin fotoğrafları ile "Bir ülkünün peşinde 50 yıl" ve "Vazgeçilmez yeminle 50 yıl" ifadelerinin yer aldığı dev afişlerle Türk ve MHP bayrakları asılarak şölen havasında kutlamaya hazırlanıyor.

MHP'nin 50. kuruluş yıl dönümünün kutlanacağı 9 Şubat Cumartesi akşamı, genel merkez önünde ışık gösterileri yapılacak. 
 
Genel merkez binasının üzerinde yer alan helikopter pistine gök tarayıcısı ışıklar yerleştirilirken, bina yüzeyine 50. yıl logosu sinevizyon cihazlarıyla yansıtılacak.

MHP Ne Zaman Kuruldu?
MHP, 1969’larda Adana’da yapılan kongreyle Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin adını değiştirerek, Milliyetçi Hareket Partisi yaptı. Büyük kongreden sonra partinin logosu üç hilal olarak değiştirildi. MHP’nin gençlik kolları olan ve şu an faaliyetlerine devam eden Ülkü Ocakları için Hilal içinde bozkurt amblemi üzerinde karar kılındı. Böylece, Milliyetçi Hareket Partisi’nin tarihi serüveni başlamış oldu.

MHP İlk Millet Vekilini Ne Zaman Çıkarttı?
MHP, 1969 ve 1973 genel seçimlerinde çok büyük başarılara imza attı. 1965 seçimlerinde MHP %2,2 oy alarak 11 milletvekili çıkardı. Alparslan Türkeş, Adana'dan milletvekili seçilerek 1973'e kadar TBMM’de MHP’yi tek başına temsil etti. Ancak 1973 seçimlerinde 3 milletvekiliyle meclise giren MHP, 1 Nisan 1975'de 1. Milliyetçi Cephe Hükümeti 'ne girdi. 22 Temmuz 1977'de oy oranını %3.4’ten, % 6.4’e çıktı. 2. Milliyetçi Cephe Hükümeti ise biri başbakan yardımcılığı olmak üzere 5 bakanlıkla temsil edildi. Böylece MHP, büyük bir atılımda bulundu.

Alparslan Türkeş, bu dönemlerde "Başbuğ" olarak nitelendiriliyordu. Türkeş, MHP, ÜGD, MİSK ve Pol-Bir kuruluşlarıyla teşkilatlanmaya başladı. Birçok ülkücü 1970'lerdeki çatışmalarda sol görüşlü Komünistler tarafından öldürüldü.

Geçmişten Bugüne MHP
Ankara’da Öğretmen Okulu öğrencisi Ülkücü Ertuğrul Dursun Ön Kuzu’nun 3 gün boyunca işkence edildikten sonra 23 Kasım 1970 tarihinde şehit edilmesi,

Ülkücü gazeteci, yazar ve milletvekili İlhan Darendelioğlu, milletvekili ve dillere destan Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak ve MHP İstanbul İl Başkanı Recep Haşatlı ve oğlu Komünist örgütlerin düzenlediği saldırılarda şehit düşürülmesiyle birlikte Türkiye’de hem siyaset hem de gençlik meydanları hareketlenmeye başladı.

12 eylul alparslan turkesa
12 eylul alparslan turkes
Milliyetçi Hareket Partisi, 1975'ten, 12 Eylül Darbesine kadar yaşanan terör olaylarında, Ülkü Ocaklrı MHP ile ilişkilendirildi ve suçlandı. “Bozkurtlar” veya "komando" olarak nitelenen gençler ile Komünist militanların çatışması, birçok haber ve makale kaynaklarında ülkenin bir iç savaşa sürüklendiği şeklinde yorumlandı. Özellikle 12 Eylül’de Kenan Evren Darbesi’yle birlikte askerler darbeden sonraki bildirilerinde en çok buna vurgu yaptılar.

Ülkücü hareketin tarihi serüveni 1980 tarihine kadar böyle devam etti.
Milliyetçi Ülkücü Hareket’te 12 Eylül öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrıldığında, hem mana cephesinde hem siyasi cephede hem de maddi cephede 12 Eylül sonrasında birçok husus değişti. Ülkücü hareketin büyük kayıpları oldu. 12 Darbesiyle birlikte, istisnalar haricinde bütün yöneticileri cezaevlerine dolduruldu. Ülkücü Hareketin 1991 tarihine kadar mağduriyeti olağanüstü şekilde devam etti. Sonrasında ise toparlanma çalışmaları…

Aslında Ülkücü hareket, Siyasi olarak bu raddeden sonra siyasal ve sayısal anlamda çok güçlendi. Ancak ideolojik açıdan zayıfladığı yönünde görüşler vardır.

12 Eylül 1980 Kenan Evren Darbesinden sonra tüm siyasi partiler kapatılmıştı. 1983 yılında yeni siyasal partiler kurulmasına izin verildi. MHP, Mehmet Pamak tarafından oluşturulan Muhafazakar Parti tarafından temsil edildi. 1985 yılında, Muhafazakar Parti ismi Milliyetçi Çalışma Partisi olarak değiştirildi. 1987 tarihinde referandumun ardından yasaklar kalktı. MHP’nin Lideri Alparslan Türkeş, nihayet siyasi hayata dönerek, MÇP’nin genel başkanı oldu. 27 Aralık 1992'de, 1979 yılındaki delegeleriyle toplanan MÇP Kurultayı,  MÇP’yi feshederek, 24 Ocak 1993 tarihinde olağanüstü kongreyle partinin adını MHP olarak değiştirildi.

MHP ve ülkücü Hareketin tarihi serüveni hiçbir partiye benzemez. Ülkücü hareket, çilelerle, göz yaşlarıyla yoğurulmuş Türkiye’nin ve Türk dünyasının en büyük aksiyon hareketidir.

MHP, Aralık 1995 genel seçimlerinde % 8.2 oy aldı. % 10’luk seçim barajını aşamadığı için milletvekili çıkarması mümkün olmadı.
devlet bahceli
MHP Lideri Alparslan Türkeş'in hayatını kaybetmesinden sonra 6 Temmuz 1997’de MHP olağanüstü kurultayı toplandı. Merhum Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş ve sağlığında Alparslan Türkeş’in yanından hiç ayrılmayan Devlet Bahçeli arasında çok çetin seçim yarışı başladı. Devlet Bahçeli seçimi kazanarak Milliyetçi Hareket Partisi’nin yeni genel başkanı oldu.

MHP, 1999 Türkiye genel Seçimleri’nde % 17.98 oy alarak patlama yarattı. MHP, en çok oy alan ikinci ve 129 milletvekili çıkaran bir parti oldu. DSP-ANAP-MHP koalisyonunu kuruldu. MHP, biri başbakan yardımcılığı olmak üzere 12 bakanlık aldı.


 
MHP iktidar partisi iken Genel Başkan Devlet Bahçeli'nin aldığı seçim kararı ile 3 Kasım’da erken seçime gidildi. 2002 Türkiye genel seçimleri MHP için hüsran oldu. %8.3'e düşen MHP parlamentoya giremedi.

2007 Türkiye genel Seçimleri’nde MHP %14.29 oy aldı. 71 milletvekili ile mecliste grubunu kurdu.

Yerel seçimlerde ise MHP, biri büyükşehir olmak üzere 10 ilin belediye başkanlığını aldı. Toplamda da 490 belediye başkanlığı kazandı.

2011 Türkiye genel Seçimleri’nde %14,27 oy alarak ve mecliste 53 milletvekilliği kazanarak meclise girdi.

MHP, Haziran 2015 Türkiye genel Seçimleri’nde %16,29 oy aldı. 80 milletvekilliği kazandı. TBMM’de yeniden grubunu kurdu

Kasım 2015 Türkiye genel Seçimleri’nde bir hüsran daha yaşayarak %11.94 oy aldı. Ancak 40 milletvekili çıkararak meclise girebildi.
mhp'de kurultay
Seçimlerde MHP tabanının beklentilerinin altında oy alan MHP’de kurultay çağrıları yükselmeye başladı. Kurultay seslerinin her geçen gün artmasıyla birlikte adaylar ortaya çıkmaya başladı. Ve böylece, MHP'de 547 delege olağanüstü kurultay taleplerini Milliyetçi Hareket Partisine iletti.

Meral Akşener, Sinan Oğan, Koray Aydın MHP Genel başkan adayı olduklarını açıkladılar. MHP genel başkanı Devlet Bahçeli, yaptığı açıklamayla kurultay çağrılarını reddetti. Bahçeli; kurultay tarihi olarak 18 Mart 2018 tarihini gösterdi. Bahçeli muhalifleri "Kurultay Çağrı Heyeti" oluşturarak, MHP’nin olağanüstü kurultaya götürülmesi talebiyle Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açtı.

MHP Genel başkan adaylığını ifşa eden 6 muhalif adayın katılımıyla MHP’nin 6.Olağanüstü Büyük Kongresi toplanarak Tüzük kurultayını yaptı. Kongrede partinin tüzüğündeki 13. madde yenilendi.

Nihayet 15 Temmuz darbe girişimine kadar Meral Akşener, Sinan Oğan ve Koray Aydın Türkiye’de en çok konuşulanlar arasındaydı. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ise Türkiye’nin gündemi tamamen farklılaştı. Her ne kadar muhalif adaylar, kongre tarihi gibi 15 Temmuz öncesi çok konuşulan hususlar gündem dışında kalmışsa da MHP Türkiye gündeminin tam ortasına düşerek konuşulmaya devam etti. 15 Temmuz’un sıcak havasından sonra yeniden muhalif adaylar ses getirmeye çalışsa da Türkiye’nin içinde bulunduğu durum ve daha baskın gelen gündemler muhalifleri gölgede bıraktı.

Bugün geldiğimiz noktada MHP, Evet- Hayır noktasında daha fazla bölünmüştür. Tabandan yükselen farklı sesler MHP üst yönetimin otoritesini sarsmıştır. Ancak MHP Toparlanacak daha fazla güçlenecektir. MHP Her zaman kendini yenileyen bir partidir.

Ülkü Ocakları Nedir? (Ülkü Ocakları MHP'nin Gençlik Kolları mı?)
ülkü ocakları son 50 yıllık yakın türk tarihine mührünü vuran bir gençlik teşkilatıdır. Türkiye'nin en büyük gençlik teşkilatı olan Ülkü Ocakları ne zman kuruldu? Ülkü Ocakları nedir?

Ülkü Ocakları Nedir? (Ülkü Ocakları MHP'nin Gençlik Kolları mı?)
Ülkü Ocakları Nedir? (Ülkü Ocakları MHP'nin Gençlik Kolları mı?)
Milliyetci Hareket partisi'nin gençlik teşkilatı yoktur. Buna rağmen Ülkü Ocakları MHP'nin gençlik teşkilatı olarak bilinmektedir. Vatandaşlar Ülkü Ocaklarının ne olduğunu, ne zaman kurulduğunu ve ülkü ocaklarının varlığının ne işe yaradığını tam olarak bilmiyor. Peki Ülkü ocakları nedir? MHP'nin gençlik teşkilatı olarak bilinen Ülkü Ocakları nasıl bir gençlik teşkilatıdır? Ülkü Ocakları ne zaman, kim tarafından kuruldu? bütün bunlar yeni nesil tarafından ne kadar biliniyor? Ülkücülerin bilinmesi gereken önemli yönleri nedir? Ülkücülerin memlekete ne gibi faydaları vardır? bütün bunlar da sorgulanıyor ve zaman zamanda tartışma konusu olabiliyor.

Ülkü Ocakları Nedir?
Ülkü ocakları, vatanını, milletini, bayrağını canından çok seven milliyetçi gençlerin bir araya geldikleri, teşkilatlanarak  aynı hedefe yönlendikleri eğitim merkezlyeridir. Ülkü Ocakları, gelecekte bu ülkeyi yönetecek gençlerin bilgilerinin artmasında, beceri ve liderlik özelliklerinin tanımlanmasında önemli bir okuldur. Ülkü Ocakları, Türk gençliğinin. Türk yurtlarında, topraklarında gözü olan, Türk milletini böl parçala yut taktiğiyle tarihe gömmek isteyen emperyalizme ve Türk düşmanlığına karşı sürekli zinde tutan ve uyandıran, milli birliği ve kardeşliği besleyen ve güçlendiren kutsal mekanlardır. Ülkü Ocakları, gençlere neden yaşamak gerektiğini anlatan, onlara maneviyat dünyasında ışık olan, gelecekte büyük adamlar olmaları için hangi merhalelerden geçmelerini anlatan özel gençlik merkezleridir. 50 yıldır en aktif şekliyle Türkiye'de faaliyet içinde bulunan, komünizme ve her türlü emperyalizme karşı mücadele veren, milleti de bu anlamda uyandırmaya çalışan Ülkü ocakları binlerce şehit vermiş, binlerce gazisi bulunan bozkurt yürekli gençlerin bulunduğu mekanlardır. 

DündarTaşer, memleketin yarınlarını teşkil edecek olan genç bozkurtların yetişmesi için üç temel esasın öğretilmesini zorunlu görmüştür: İslam ahlak ve fazileti”, “Türklük ve tarih şuuru”, “İla'y-ı Kelimetullah için Nizam-ı Alem Davası”.Ülkü ocakları işte bu esaslar üzerinde yükselmiş ve gençleri teşkilatlandırmıştır.

Ülkü Ocakları Tarihi
Toplumların gelecek idealini sürekli olarak yeniden inşa eden gençliktir. Gençliğin yeni ufuklara doğru ilerlemek amacıyla milli ülküler edinmesi ise toplumun geleceğini garanti altına alır. Gençliğin milli ülküleri benimsemesi için de yol göstericilerin, aydınların ve liderlerin milli düşüncelere yönelik politika ve gayeleri olmalıdır. Bu yol göstericiler, gençliğin bir arada toplanması için milli ülküleri en doğru biçimde özümsemelerini sağlayacak oluşumları ve yapılanmaları kurmalıdırlar. Ancak bu sayede toplumun geleceği olan gençler milli ülküler ile donanır ve toplumu en iyi şekilde daha ileriye götürür.

Türk gençliğinin milli ülküleri benimsemesini sağlayan ve Türk milletini maziden atiye götüren oluşumlar her daim varolmuştur. Türk gençliğinin milli ülküler etrafında toplanması için her devirde teşkilatlar kurulmuş ve eğitimler verilmiştir. Türk tarihinin son yüzyılında Türk milliyetçiliği fikrinin önder isimleri tarihten bu yana gelen milli şuurun yeniden canlanması amacıyla farklı yapılanmalara ve dernekleşme faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Bu yapılanmaların önder isimleri kurulan cumhuriyete fikir babalığı yaparak cumhuriyetin kurucu unsuru olan Türk milliyetçiliği fikriyatını yüceltmeye çalışmışlardır.

İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin 4 Aralık 1916’da kurduğu Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) kurulmuş, milli mücadelede etkin şekilde yer almıştır. 1968 yılına kadar zaman zaman bir çok Türkçü ve milliyetçi dernek kurulmasına rağmen hiç biri Türk Ocakları ve Milli Türk Talebe Birliği kadar uzun ömürlü olmamıştır. 

1965 yılında Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) Genel başkanı Alparslan Türkeş olmasıyla birlikte gençlik faaliyetlerine daha çok ağırlık verilerek CKMP Gençlik Kolları için süratli bir adım atılmıştır.1968 yılında Türkiye düşmanı yıkıcı ve bölücü faaliyetler tırmanmış, milliyetçi -ülkücü kuruluşlar teşkilatlanmaya başlamıştı.

İlk olarak Üniversitelerde kümelenen komünistler tarafından 4 Ocak 1968’de Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencisi ve CKMP Gençlik Kolları üyesi olan Ruhi Kılıçkıran, Ramazan ayında orucunu açtıktan sonra Siteler Yurdu’nda şehit edilmişti. Yani bundan 50 yıl önce Marksistler tarafından vurularak şehit edilen Ruhi Kılıçkıran Ülkücü Hareket’in ilk şehidi olmuştur. 

CKMP Gençlik Kolları’nın gençlik yapılanması ilk kez ‘ülkücü’ adıyla Genç Ülkücüler Teşkilatı 29 Şubat 1968’de kuruldu.Genç Ülkücüler Teşkilatı ortaöğretim gençlerini milli ve manevi anlamda güçlendirmek adına faaliyetlerde bulunuyordu. Yurdun birçok yerinde Genç Ülkücüler Teşkilatı kurulmuştu. Süleyman Özmen ve Yusuf İmamoğlu’nun cenaze törenine katılmış ve dağıttıkları bildiriler ile komünizmi lanetlemiştir.12 Mart 1971 ihtilalinden sonra Genç Ülkücüler Teşkilatı genel merkezini Yozgat'a taşımıştır; daha sonrada feshedilmiştir.

Bugün hala yaşamakta olan Ülkü Ocakları, “Ülkü Ocağı” adıyla ilk kez Ankara Üniversitesi Hukuk, Dil, Tarih ve Coğrafya ve Ziraat Fakültelerinde milliyetçi gençler tarafından fikir kulübü adı altında teşkilatlanma faaliyetlerine başlamıştır. Ülkü Ocakları, 18 Mart 1966’da CKMP Gençlik Kolları tarafından kamuoyuna açıklanmış, 1968 yılından itibaren her üniversitede bir Ülkü Ocağı birimi oluşturulmuştur. Ülkü Ocaklarının kurulması çalışmalarıyla CKMP Genel Başkan Yardımcısı Dündar Taşer yakından ilgilenmiştir. 

Ülkü Ocakları ilk yürüyüşü 1 Haziran 1968’de Ankara'da gerçekleşen “Milli Hareket Yürüyüşü”dür. 1969 Mayıs’ından itibaren Ülkü Ocakları, Ülkü Ocakları Birliği’ne dönüştürülmüş ve Ankara'da Ülkü Ocakları Birliği kurulmuştur. İstanbul’daki ülkücüler İstanbul Ülkü Ocakları Birliği’ni ve İzmir’deki ülkücüler de İzmir Ülkü Ocakları Birliği’ni kurmuşlardır. Ülkücüler üzerinde müthiş bir baskı vardı. O dönemlerdi Sol guruplar, marksist leninst guruplar ülkücülerin üzerine saldırıyordu. Komünist bir örgüt olan Dev-Genç militanları silahlı eylemlerine ara vermiyor, ülkücüler üzerine saldırıyordu. 16 Aralık 1970’de Ankara Ülkü Ocakları Birliği tarafından binlerce ülkücünün katılımıyla Tandoğan Meydanı’ndan başlayıp Cemal Gürsel Meydanı’nda biten “İktidar Yürüyüşü” erçekleştirilerek burada Ülkücü şehitler Ruhi Kılıçkıran, Süleyman Özmen, Yusuf İmamoğlu ve Dursun Önkuzu’nun posterleri taşınmıştır.
 
12 Mart 1971 muhtırası ile Ülkü Ocakları Birliği ve Genç Ülkücüler Teşkilatı kapatılmıştır.15 Şubat 1972’de Çankırı’da Türk Ülkücüler Teşkilatı kurularak Ülkücüler bu dernek adı altında yeniden teşkilatlanmışlardır. Daha sonra 23 Aralık 1973’te Ülkü Ocakları Derneği kuruldu ve Bütün ülkücüler Ülkü Ocakları Derneği’ne katıldı.

12 Mart sonrasında Büyük Ülkü Derneği 22 Aralık 1972’de Kayseri’de kuruldu. 1977’den itibaren “Kur’an-ı Kerim Ders Olarak Okutulmalıdır” kampanyası başlattı. 14-15 Nisan 1978’de Kahramanmaraş’ta ETKO, TİTKO gibi hayali örgüt suçlamaları ve komplolarıyla karşı karşıya kaldı. İçişleri Bakanlığı tarafından BÜD şubeleriyle birlikte kapatıldı. 

Ülkü Ocaklarının ilk şubesi, Başbuğ Alparslan Türkeş’in yönlendirmesi ile 15 Eylül 1973’te Bursa’da yeniden açıldı. 23 Aralık 1973’te Bursa’da düzenlenen kurultayda Ülkü Ocakları Derneği’ne dönüştü. Muharrem Şemsek dernek başkanlığına getirildi. Ülkü Ocakları Genel merkezi Ankara’ya taşındı. Ülkü Ocakları Derneği, bütün yurtta teşkilatlanmaya ve şubelerini açmaya başladı. 
 
Ülkü Ocakları Genel Başkanı Muharrem Şemsek, Türk Ülkücüler Teşkilatı Genel Başkanı Şevket Barutçu ve Başkent İTİA araştırma görevlisi Devlet Bahçeli tüm yurdu dolaşarak kısa sürede teşkilatlanma çalışmalarını bitirdi. 

1976 yılı içerisinde 35 ülkücü genç, komünistler tarafından şehit edilmiştir. 

Çeşitli kumpaslarla Ülkü Ocakları Derneği Aralık 1978’de kapanmıştır.

15 Haziran 1977’de Konya’da kurulan Ülkücü Gençler Derneği’nin adı, 25 Mayıs 1978’de yapılan kongre ile Ülkücü Gençlik Derneği olarak değiştirilmiş ve genel merkezi de Konya’dan Ankara’ya taşınmıştır. Ülkü Ocakları’nın kapatılması üzerine Türkiye’deki 1250 Ülkü Ocakları şubesi Ülkücü Gençlik Derneği şubesine dönüştürüldü. 

Ülkücü Gençlik Derneği’nin 18 Mart 1979’da Ankara’da düzenlenen 3. Büyük Kurultayına katılan Merhum Alparslan Türkeş, bir konuşma yaparak Ülkücü gençliği “Türk milletinin yaşama iradesi” olarak tarif etmiştir. 

Alparslan Türkeş ve Dündar Taşer’in öncülüğünde kurulan ocaklar teşkilatlanmada ilim, iman, ahlak ve ülkü temelinde hareket ederek Hoca Ahmet Yesevi hazretlerinin mayasını attığı Ocaklar olma gayesinde olmuştu.

Ülkücüler, gençliği teşkilatlandırarak Türk milletinde milli heyecanı tekrar canlandırmak için “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız” sloganı ile Anadoluda dalga dalga yayılmışlardır. Seyyid Ahmet Arvasi ve Dündar Taşer gibi ideologların girişimleriyle “Türk-İslam Ülküsü” ideolojisi şekillendirildi. 

Galip Erdem’de bu dönemde gençliğin yetişmesi için ocaklardaki özel eğitimlere katılarak gençlere Ülkücülüğü temellerini ve Türk gençliğinin gelecek hedeflerini anlatmıştır. Ülkü Ocakları’nın yayınlarında yazdığı yazılar ile Ülkücü gençliğin geleceğinin yol haritasını olan hedefleri ve gayeleri anlatıyordu.

1977’den sonra Alparslan Türkeş’in öncülüğünde gençlerin zararlı ideolojilere karşı daha eğitimli olması amacıyla eğitimciler yetiştirilmiş ve Anadolu’ya gönderilmiştir. Galip Erdem, Seyyid Ahmet Arvasi, Dündar Taşer, Erol Güngör gibi daha birçok aydın şahıslar Ülkücülüğü tam anlamıyla özümsemelerini sağlamışlardır. 

Şanlı Türk tarihinin kendine yüklediği misyonu her daim yaşatan Ülkü Ocakları 1980 öncesinde büyük bir mücadeleden geçmiş ve binlerce şehit vermiştir. 12 Eylül işkencelerinde 9 yiğidini idama uğurlamıştır. 

Ülkü Ocakları MHP'nin Gençlik Kollarımı?
Ülkü ocakları toplumda Milliyetçi Hareket Partisi'nin gençlik kolu veya gençlik teşkilatı olarakta bilinmektedir. Zaman zaman MHP'nin gençlik kolları olarak telakki edilen Ülkü Ocakları aslında hiç bir zaman bir siyasi partinin gençlik kolu olmamıştır. Ülkü Ocaklarının taşıdığı misyon bir siyasi partinin misyonu ve davranışından çok farklıdır. Ülkü ocakları parti gibi siyasi faaliyetler içerisinde bulunmaz. 

Ülkü ocaklarının Misyonu net olmuştur. Ülkü Ocakları hiç bir yere bağlı olmayan müstakil bir yapıdır. ‘’İslam ahlak ve fazileti, Türklük gurur ve şuuruyla’’ memlekete ve millete hizmet edebilecek gençlerin yetişmesinde öncülük eder Ülkü ocakları...

Alparslan TÜRKEŞ’e göre Ülkü Ocakları birer ilim ve irfan yuvasıdır. Burada milli değerlerimize bağlı,Türklük şuuruna sahip imanlı ve ahlaklı insanlar yetiştirilmeliydi. Bugün de Vakıf adı altında Ülkü Ocakları eğitim ve kültür faaliyetlerine devam etmektedir. 

Ülkü Ocakları, misyonunu iktidara taşıyacak olan MHP'yi destekler ve burada siyaset yapabilecek gençlerin yetişmesine de öncülük eder ve katkı sağlar.

Ramazan.Çağlar
Kaynaklar:
ÖZNUR, Hakkı, Ülkücü Hareket,
TOSUN, Kadir, Milliyetçi Ülkücü Hareket
TURHAN, Metin, Ülkü Ocakları 

Ülkücülük Nedir, Nasıl Olunur?

Ülkücülük, kelime itibari ile mefkûre yani amaç demektir. Ancak basit bir amaç değil, uğrunda hiçbir fedakârlıktan kaçınılmayacak yüce bir amaçtır.

Camiamız dışındakiler ülkücülük hakkında fikir sahibi olmak istemişler; ancak ülkücülüğü anlamlandıramamışlardır. Camiamızın önde gelen isimleri soyut olan bu ülkücülüğü anlamlandırmada başarılı örnekler vermişlerdir. Bu bağlamda muhakkak en değerli ve tutarlı görüşleri Ülkücülüğün kurucusu Başbuğ Alparslan Türkeş izah etmiştir.

Bizlere ışık tutması bakımından ülkücülüğün ne olduğunu Başbuğ Alparslan Türkeş’ten dinleyelim:

Ülkücülük batı dillerinden dilimize giren idealistlik kelimesiyle aynı olan bir anlam belirtmektedir. Ülkücülük veya idealizm insan kafasının içinde elde edilmesi, varılması en mükemmel, en güzel, kendisini mutlu edecek hedeflerin tasarlanması ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için arzu gösterilmesi ve çalışılması anlamını taşır. İnsanlar arasında idealistler yetişmeseydi insanlık bugün dünyayı aydınlatan birçok gelişmelerini, birçok alanlardaki yükselişlerini sağlayamazdı. Her gerçek, her fikir önce insanların kafasında bir hayal olarak doğar. İnsanlar hayal ederler. Hayal kurarlar. Bu hayalleri kendileri için iyi olan, kendilerinin özledikleri, elde etmekle mutluluk duyacakları birtakım istekleri, birtakım özleyişleri belirtir. İnsanlar hayalleriyle büyük ölçüde insan olurlar. İnsanlar hayalleriyle diğer canlılardan bir ayrıcalık gösterirler ve gerçekten insanlık vasfını kazanmış olurlar. İşte ülkücülük de yani idealizm de insanların ve insan toplulukların kendileri için varılması mutluluk sağlayacak, varılmasıyla en gelişmiş, en yükselmiş bir durum sağlayacak, bir hayalin düşünülmesi ve insan beyninde tasarlanarak şekillendirilmesidir.

ÜLKÜ İDEAL

Her toplumda idealistler vardır, ülkücüler vardır ve ülkücülerin, idealistlerin bulunuşu toplumlar için bir saadettir; büyük bir talihtir! Türk milleti için bizim düşündüğümüz ülkü nedir? Türk milleti için tasarladığımız ideal nedir? Her şeyden önce, Türk milletinin ahlâkta, maneviyatta, insanlık duygularında en yüksek seviyede bulunması, yaşamasıdır.  İlimde, teknikte dünyanın en ileri gitmiş varlığı hâline gelmesi ve ekonomik açıdan kalkınmış, tarımını modern tekniğe göre geliştirmiş ve modern sanayii kurulmuş, refahlı bir toplum hâline gelmesi, Türk toplumu için bir Türk milliyetçisinin düşüneceği ülkünün esaslarından mühim bir kısmını teşkil etmektedir.

Türk milliyetçiliğini, ülkücülüğünün sınırları içinde sadece bunlar mı vardır?
 
Başka düşünceler, başka hedefler de vardır. Bu hedefler Türk milletinin hiç kimseden merhamet dilenmeyecek bir duruma gelmesi, kendi gücüyle ayakta duran, kendi gücüyle varlığını koruyabilen ve sözünü dünyanın her yerinde saydırabilen bir varlık hâline gelmesi düşüncesidir. Bunun yanı sıra Türk milletinin haklarını her zaman dünyaya tanıtabilmesi, dünyaya duyurabilmesi düşüncesidir ve bunun yanı sıra bütün Türklerin kölelikten, yabancıların buyruğu altında yaşamaktan kurtulmaları ve Self Determination, yani kendi mukadderatına kendilerinin hâkim olması kutsal prensibine göre, hepsinin bağımsız hâle gelmeleri, bağımsız olmaları Türk ülkücülüğünün bir diğer görüşü, düşüncesidir. Ülkücülüğümüzün içerisinde her mesleğe mensup Türk milliyetçilerinin kendi mesleklerinde en ileri, en yüksek ve gerek kendi milletimiz için gerek insanlık için en çok yararlı neticeleri elde etmek görüşü de yer alacaktır. Bir Türk Milliyetçisi kendi toplumu için, kendi milleti için idealizmi daima göz önünde bulunduracak, bu genel idealizm prensipleri ile birlikte kendi sahası, kendi branşı ile ilgili çalışmalarında da bu temel ve genel mahiyetteki ülkücülüğün esaslarına uygun, onunla bütünleşmiş bir hâlde kendi branşı ile ilgili ülkücülüğünü de tespit edip güdecektir.

 Ülkülere ne zaman ulaşılır?

Ülküler uzak hedeflidir, uzun vadelidir. Bir ülkünün hemen yarın gerçekleşmesi mümkün olmayabilir. Ülküler önümüzdeki yılları, önümüzdeki yüzyılları kapsayabilir. Ama ülkü insanının kalbini aydınlatan bir ışıktır. Ülkü insanlara yönünü tayin etmesini sağlayan bir kılavuzdur. Milletler için de millî ülkü, milletin kılavuzu, milletin yolunu aydınlatan güneşidir. Ülküsüz insan çamurdan bir varlık gibidir. Ülküsüz insan dümensiz, pusulasız bir gemi gibidir. Bunun için her Türk milliyetçisi, her Dokuz Işıkçı mutlaka ülkücü olacaktır, mutlaka ülkü sahibi bulunacaktır. Hem milli ülkü sahibi olacaktır, hem insanî ülkü sahibi olacaktır, hem de kendi mesleğiyle ilgili ülkücü bir kişiliğe sahip olacaktır ki, hem de kendi mesleğinde başarılı, yararlı bir kişi olarak gelişsin hem de mensup olduğu topluma, milletine yararlı hizmetler yapsın, insanlığa yararlı faaliyetler gösterebilsin. Bunun için Dokuz Işık doktrininin çok önemli ilkelerinden olan ülkücülüğe büyük değer vermekteyiz.

Ülkücüyüz! İnsanlık ailesi, yeryüzünde yaşayan bütün insanlar, milletler denen aynı aynı üyelerin bir araya gelmesinden meydana gelir. Bir insan, insan olmak isterse, insanlığa hizmet etmek isterse, evvelâ kendi milletine hizmet etmeli, kendi milletini yükseltmeye, kendi milletini mutlu kılmaya çalışmalıdır. Bunu yaptığı takdirde aynı zamanda insanlığa da hizmet etmiş olur. Çünkü bir insan kendi ailesini düşünür ve ona karşı vefalı kalırsa, insanlık duygulan en olgun seviyeye erişeceği için, kendi ailesi dışındaki insanlara karşı da yaranı ve vefalı olur. Bir insan kendi milletine faydalı olamaz, kendi milletine karşı bağlılık duymazsa, onun insanlığı düşünmekten bahsetmesi nihayet bir fantezi olur. İnsan, yetiştiği toprağın, yetiştiği milletin refahını, iyiliğini, saadetini ve şerefini temin etmelidir. Bunu yaptığı takdirde, o millet insanlığın bir parçası olduğu için, dolayısıyla insanlığa da hizmet etmiş olur.”

Başbuğ ülkücülüğün kriterlerini çizerken Ülkücülüğümüzün ne olduğunu da izah etmiştir:

“Ülkücülüğümüz; Türk milletini en kısa yoldan en kısa zamanda modern uygarlığın en üst seviyesine çıkarmak; mutlu, müreffeh hale getirmek; bağımsız, özgür, kendi haklarına sahip bir hayata kavuşturmaktır. Kişilere hürriyet, milletlere istiklâl başta gelen prensiplerimizdendir. İnsanlar hür ve eşit haklara sahip olarak doğarlar. Kabiliyet ve görevlerinin dışında insanlar haklarına tam olarak sahip kılınmalıdırlar. Toplum içerisinde insanlar kişisel liyakat ve kabiliyetlerine göre görevlendirilmeli ve bir sıraya konulmalıdır. Bütün bunlarla beraber ayrımsız olarak herkese bir imkân eşitliği sağlanmalıdır. İmkân eşitliği derken mücerret anlamda bir eşitlik anlaşılmamalıdır. Bu ülkücülüğümüzün içine bu günkü sınırlarımızın dışında bulunan Türklere ait herhangi bir şey girer mi? Türk adı taşıyan herkes bizim sevgi ve ilgimizin çevresi içindedir. Bundan vazgeçemeyiz. Bu her milletin tabiî hakkı olduğu gibi Türk milletinin de tabii hakkıdır.

Bu günün Birleşmiş Milletler Anayasası, yeryüzünde yaşayan her millete “kendi mukadderatına hâkim olma” (self determination) dedikleri prensibi kutsal bir prensip olarak ilân etmiştir. Bugün Afrika’da yaşayan ve bu güne kadar hiçbir bağımsız devlet kuramamış olan Zencilere dahi, kendi mukadderatına hâkim olma (şelfdetermination) hakkı kutsal bir hak olarak tanınır. Bunların her biri yabancı boyunduruğundan, sömürgecilerin elinden kurtulup bağımsızlığını alırken, başkalarının boyunduruğu altında tutsak bulunan Türklerin tutsaklıktan kurtulmasını istemek, dilemek, bunun için iyi niyetler taşımak, Türk olan herkes için en tabiî ve kutsal bir haktır. Fakat biz ülkücülüğümüzde daima gerçekçi olmayı ve girişilecek faaliyetlerde Türkiye’yi hiçbir zaman tehlikelere, risklere, , maceralara sürüklemeyecek bir yol üzerinde bulunmayı esas kabul ederiz.

ÜLKÜCÜLÜK MACERACI BİR FİKİR DEĞİLDİR

Ülkücülüğümüz bir macera fikri değildir. Ülkücülüğümüz bir macera fikri değildir. Ülkücülüğümüz, Türk milletinin en kısa, yoldan, en kısa zamanda modern uygarlığın en üst kademesine yükseltilmesi, müreffeh, mutlu bir hayata erdirilmesi, kendi gücüyle ayakta durabilecek bir hâle getirilmesi ve her çeşit korkudan, baskıdan uzak olarak, hür, müstakil yaşaması ülküsüdür. Bu ülkü aynı zamanda Türk olan herkese karşı ilgi ve sevgi göstermeyi, onların mutluluğunu dilemeyi ve onların mutluluğunu, Türkiye’yi risklere, tehlikelere maruz bırakmadan, bırakmaksızın, bırakmamak şartıyla sağlamaya çalışmayı içine alan bir ülkücülüktür.

Ülkücülük zor bir meşgaledir. Her insanın üstesinden gelmesi beklenemez. Çünkü kısa sürede bir başarı için değil, uzun maratonlu bir koşu gibi ömrünü tüketmektir. Bu yüzden her insan bu mukaddes davayı anlayamaz. Anlamadığı gibi de bu yolda serden geçenlerin yaptıklarının akıl işi olmadığını söyleyerek onu yolundan çevirtmeye çalışır. Ancak ülkücü kararını vermiştir; kalabalıkta yalnız kalmayı hesaba katmıştır. Bu durumu iyi algılayan Galip Erdem Ülkücünün Çilesi adlı yazıyı kaleme almıştır.

Söylediklerimize tercüman olması bakımından geri kalanı ondan dinleyelim:

“Gün olur, ülküsüz insanlara gıpta ile bakasınız gelir. Rahat yaşarlar. Tıpkı Şairin söylediği gibi: “Akl-ı şuur” ları vardır, güzel severler. “Bade” içerler ve nihayet göçüp giderler. Ülkücülükte rahatlık kelimesinin yeri yoktur Ülkücülerin hayatı bambaşkadır. Sözlüklerinde rahatlık kelimesinin yeri yoktur. Daimi bir mücadele içinde ömür tüketirler. Hemen herkesle, her şeyle zaman zaman çatıştıkları görülür. Arkadaşları ile, aileleri ile, hatta sevdikleri ile.. Belli bir ülkünün esaslarından ziyade politikanın değişen icaplarına uymayı tercih eden kudret sahipleri ile de sık sık ihtilafa düşerler. Çok defa, başları belaya girer; gene de sinmezler. Bu halleri “ kalabalık” a göre uslanmamaktır; kendilerine göre de, yılmamak.

Ülkücü dünya nimetlerinden yana nasipsizdir. Gözü yoktur ki, nasibi olsun. Bir lokma, bir hırka ona yeter. Paraya karşı o kadar müstağnidir ki, halkın hayretine sebep olur. Herkesin istediğini istemez, ne istediğini de herkes anlayamaz. Kendi zevkleri dışında zevk tanımayanların gözünde “zevksiz” bir adamdır! Küçümserler onu, hayatı anlamamakla, üç günlük dünyanın hakkını vermemekle itham ederler. Böyle davranışlara hiç önem vermez. Elverir ki, inandığına dokunulmasın! Kalabalığın nazarında o, zavallı bir hayalperesttir. Olmayacak fikirlerin rüyasına dalmış öylece uyumakta, başkalarını da uyumaya teşvik etmekte... Bir gün fikirlerinin gerçekleştiği görülse bile, Ona hiç kimse “aferin” demez. Üstelik, “böyle olacağı zaten belli idi” buyurulur.

Ülkücünün, ülküsü ile münasebeti, hakiki bir aşkta sevenle sevgilinin münasebetine benzer. Hep verir, hiç almaz. Sevgili nazlıdır, sitemi eksik etmez, incinmeğe de hiç gelemez. Diğer sahalarda umumiyetle dikkatsiz hareket eden Ülkücü, sevgili bahis konusu oldu mu baştan başa haysiyet kesilir. Şahsına fenalık yapanlara pek aldırmaz ama, ülküsüne yan gözle bakanlara tahammülü yoktur. Sadakati için karşılık beklemez, mükafat istemez, bir garip kişidir...

Ülküsüne hizmet edenlere son derece hürmetkardır. Gerçek aşıklar gibidir; kıskanmaz. Sevgilisinin sevildikçe Güzelleşeceğini bilir. Sevmenin gururu yegâne süsüdür. Ülkücünün en çok dinlediği “nasihat” tır. “Yapma “ derler, “ hayatını heba etme” derler, “gününü gün et “ derler. O kadar çok şey söylerler ki, hiç bitmez. O hepsini dinler, ama hiçbirini tutmaz, gene bildiği gibi yaşar.
 
Ülkücülerin en amansız düşmanları “eyyamperest” lerdir. Menfaatlerine tapan bu adamlar, daha çok kazanmalarına, daha rahat yaşamalarına mani olacak sanırlar da, ülkücüleri ezmeğe çalışırlar! Ne garip tecellidir ki, ülkücünün gayretlerinden en çok faydalananlar da “eyyamperest” lerdir. Gün gelir, ecel hükmünü icra eder, ülkücü dünyasını değiştirir. “Kalabalık” o’na acır, daha iyi yaşamış olmasını temenni eder. Hâlbuki o, inançları uğrunda yaşamanın hazzını tadamadıkları için ömrü boyunca “kalabalık” a acımıştır.” İmkânla iman birleşmediği müddetçe dâva kazanılamaz!

Başbuğ Alparslan Türkeş’in bir kordan alevlendirdiği ülkücülük Türk milletinin fikrinde ve zikrinde yerini bulmuştur. Kendini, “Türk milletini en ileri, en medeni, en kuvvetli bir varlık haline getirme ülküsü” için çalışmaya adamış ülkü neferlerinin karşılaşacağı zorlukları ise yine Galip Erdem kaleme almıştır:

BEDAVA ÜLKÜCÜLÜK

“Samimiyetinizden asla şüphe etmiyorum. «Domuzdan yana» değilsiniz, biliyorum! Doğruluğuna İnandığınız fikirlerin ezilmek istenmesine üzülüyorsunuz. Fazilet temeli üstüne kurulacak mesut ve müreffeh bir Türkiye’yi şiddetli özlüyorsunuz. Davanızın başarıya ulaşması için sık sık dua Ettiğinize, hatta zafer rüyaları gördüğünüze bile eminim. Ama ne yazık ki, bundan başka hiçbir şey yapamıyorsunuz. Mücadele ile yegâne ilginiz «Allah vere de bizimkiler kazansa» diyerek, tehlikeli kulakların duyamayacağı bir sesle dua ederek seyirci kalmaktan ileri gidemiyor. Tanınmağa cesaret edemiyorsunuz. Saflarınızı kuvvetlendirmek üzere aralarına katılmaktan korkuyorsunuz. Böylece bir çetin davanın bütün yükü bir avuç adamın omuzlarına yükleniyor. O bir avuç adam mücadeleyi kazanırsa ne âlâ, avuçlarınız patlayıncaya kadar alkışlayacaksınız. Onları olduklarından daha büyük gösterecek, olağanüstü vasıflar tanıyacak, şımartacaksınız. Ama yenildikleri vakit, ama her yönden saldıran çeşitli düşmanların üstün kuvvetine dayanamayıp ezildikleri vakit hiçbiriniz ortalıkta görünmeyecek, âdeta hep birden «toz» olacaksınız. Artık o yenilmişlerle karşılaşmamak için sokakta yolunuzu değiştirecek, selâm vermekten çekineceksiniz. Yalnızlığın çilesini dolduran, ihanetin ıstırabı ile kahrolan o bir avuç insan yine size darılmayacak, umudunu kesmeyecek. Mücadelesini devam ettirecek. Rahatınızın kaçmaması, düzeninizin bozulmaması uğruna her şeye katlanacaksınız. Yanlış anlamayın: O bir avuç adam elbette ki, sizin hesabınıza değil, gönül verdikleri bir ülkünün hizmetinde çalışıyorlar. Hak yolunun yolcuları, siz olsanız da olmasanız da, yollarından dönmeyeceklerdir. Yalnız, bir noktayı unutmayınız: Bu oyun daima böyle oynanmaz. İmkânla iman birleşmediği müddetçe dâva kazanılamaz. Kazanılsa bile, zaferde sizin en ufak bir payınız olmaz. Hiç değilse olduğunuz gibi görününüz, bedava ülkücülükten vazgeçiniz. Bu kadarı bile, kazanmasını istediğiniz taraf için bir hizmettir. Sizi hesaba katmamış, yardımınıza bel bağlamamış olurlar. Hep seyirci kalacağınızı, hiçbir zaman sahaya çıkmayacağınızı bilirlerse, ona göre hazırlanırlar.

Sizi haksız bulmuyorum. İnsanoğlunun önce nefsinin hizmetçisi olduğunu unutmuyorum. Sadece, sırf nefislerine hizmet etmek isteyen bir insanın bile, zaman zaman nefsinden fedakârlık yapmak zorunda kalacağını hatırlatmak istiyorum. Tarih, hiçbir şey kaybetmeyeyim derken her şeyi kaybedenleri çok görmüştür.

GERÇEK ÜLKÜCÜ

Gerçek ülkücü olabilme ülküsü Ülkücü iman konusunda görüşleri açık ve yararlı olan kişilerin arasında itibarlı bir yere sahip olan Galip Erdem yine bir başka yazısında ülkücüğün tasdikine ve hayat boyu süren bir sınav olduğuna olan inancına dikkat çekmiştir. Ara ülkücüler diye nitelendirdiği grupların içinde en önemli grup olarak belirttiği “gerçek ülkücü olabilme ülküsü” grubu hakkındaki fikirlerini neşrettiği yazısı ise şüphesiz okunmaya değerdir;

ARA ÜLKÜCÜLER

“Ülkü son hedeftir. Son hedefe varılmasını kolaylaştıracak ara hedeflerin seçilmesi şarttır. Ara hedefler gibi, ara ülkücüler de olacaktır. Sohbetimize, ara ülkücülerin en önemlisini anlatmağa çalışarak başlıyorum: Ara ülkücülerin en önemlisi, gerçek bir ülkücü olabilmek ülküsüdür. Kırılma ve üzülme. “Anlayamadım gerçek bir ülkücü değil miyim sanki!” diye de şaşırma. Bilirsin: Seni çok severim. Bir insanın çok sevdikleri üzerinde çok hakkı vardır. Evet, henüz gerçek bir ülkücü değilsin. Ruhunun zenginliği, yüreğinin büyüklüğü, ülkü yolunda verdiğin mücadeledeki yiğitliğin sonucunu değiştirmez. Gençsin. İnsanoğlu, gençlik çağında, her şeye olduğu gibi, ülkücülüğe de adaydır. Hiç unutma: Bugün, tamamen haklı olarak, ülkücülüğe aykırı davranışlarından ötürü kınadığın ağabeylerin, senin yaşında iken, ülkücülüklerine asla toz kondurmak istemezlerdi. Ama hayat adını verdiğimiz düşmana yenildiler. Şimdi sapmalarını bağışlatmak için, münasip bir bahane aramanın peşine düşmüşlerdir. Sana, kendi neslimin durumunu anlatayım: Çoğumuz ülkücülük imtihanını kazanamamış, sınıfta kalmışızdır; kaydımız silinmiştir! Pek azımızın adaylığı hâlâ devam ediyor. Dikkat etmelisin: Adaylık kelimesini kullandım. Çünkü hiçbirimiz, bütün gayretlerimize rağmen, tam bir ülkücü olamamışızdır. Daha bir kısmımız yarı yolda tükeneceğiz.

Gerçek ülkücülüğe ne kadar yaklaşabildiğimizin hesabı son nefeslerimizi verdikten sonra çıkarılacaktır Neden böyle oluyor? Sorunun cevabını daha önce de vermiştim: Hayat dediğimiz en büyük düşmana yenilmemiz yüzünden böyle oluyor. Yapımız çıkarlarımızdan vazgeçebilmeye müsait değildir. Hele çağımıza hükmeden maddecilik, belki de hiç kavuşulmayacak bir sevgili uğruna zahmet çekmemize, acılara katlanmamıza imkân vermiyor. Ancak bir müddet, özellikle hiçbir sorumluluğu yüklenmediğimiz gençlik yıllarında her türlü baskıya dayanabiliyor, biraz yaşlanıp çoluk çocuğa karışınca dökülüyoruz. Ülkü kavgasını bir ömür boyu yürütebilmenin sırrı nedir? Senden istediğim, gerçek bir ülkücü olmağa çalışmanın, aynı zamanda bir ülkü değeri taşıdığını bilmendir. En büyük düşmanını şimdiden tanımalısın. Hayatın boyunca, ülküsüne ihanet etmen için sayısız tuzaklar kurulacağını daima hatırında tutmalı, yenik düşmemeğe hazırlanmalısın.

Gerçek ülkücülüğü ülkü edinecek, çağımız şartları içinde, adaylığı korumanın bile büyük bir şeref sayılması gerektiğini öğreneceksin. Yenik düşmemenin ülkü kavgasını bir ömür boyu yürütebilmenin sırrı nedir? Yenilmemenin tek sırrı vardır: Nefsini yenmek! Ama nefsini yenmek, söylendiği kadar kolay bir iş değildir. Nefsini yenebilen bir yiğit, bütün dünyayı yenmiş sayılır.”

Ülkücülük sadece doktrin değildir. Hayatın her anında var olan davranışlar bütünü de ülkücülüktür. Çünkü ülkücülük temelinde Türklük gurur ve şuurunun İslam’ın güzel ahlakıyla yoğurulması vardır. Bu davanın oluşumda temeli olan ahlak hiç şüphesiz ülkücülüğün temel omurgalarındandır.

Ülkücülükte ahlakın ne derece önemli olduğunu Seyyid Ahmet Arvasi Hoca izah etmiştir: “Türk-İslâm Ülkücüsü, İslâm’ın ahlâk ve faziletine göre yaşamak azim ve kararındadır. Bu Allah ve Resulünün sevdiği ve övdüğü ahlâka sahip olmak iradesini ifade eder Allah, Kur’an-ı Kerim’de sevdiği ve beğendiği bir kavmi şu şekilde tasvir eder: “Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse, Allah-müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu, kendisinin onları seveceği, onların da O’nu seveceği-bir kavim getirir ki, onlar Allah yolunda savaşırlar.

Ramazan Çağlar
Kaynak: Ülkü Ocakları
kapsamhaber

Yorumlar(0)
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
Yazarlar Yazarlar
AnketAnket



Son YorumlarSon Yorumlar
Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber