Topcu: Bakanlığı Kapatın İnanın Okulları Müdürler ve Öğretmenler Daha İyi Yönetir

13 Şubat 2015
1040 Haber Okunma   0 Haber Yorum

Zühal Topcu: "Oturduğunuz koltuk sohbet edip, ahkâm kesilen yerlerin koltuğu değildir. Eğer bu milletin evlatlarına fayda sağlayamayacak, tarafsız olamayacaksanız lütfen bu koltuğu terk edin. Bakanlığı kapatın inanın okulları müdürler ve öğretmenler daha iyi yönetir. "

Bugün TBMM Genel Kurulu'nda, gündemdışı konuşmaların ardından MHP'nin, "milli eğitimle ilgili sorunlara çözüm bulamadığı ve sorunların daha kötüye gitmesine sebep olduğu" gerekçesiyle  Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı hakkında verdiği gensorunun gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin görüşmelere geçildi. Görüşmelerde ilk sözü, önerge sahipleri adına MHP Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut'un konuşmasından sonra MHP Geubu adına MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Prof. Dr. Zühal Topcu söz aldı. 
 
"Hükümet ve Milli Eğitim Bakanı, Eğitim sistemimizi enkaza çevirdi." görüşünü öne süren Topcu'nun konuşmasını şöyle sürdürdü:
 
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP’nin Milli Eğitim Bakanı hakkında verdiği Gen Soru üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
 
Hemen birkaç gün önce basına yansıyan trajikomik bir haberle konuşmaya başlamak istiyorum.
 
Denizli Valisinin yaptığı açıklamaya göre okulların ihtiyaçlarını karşılamak için okulların isimlerinin satılığa çıkarıldığıdır.
 
Bu haber bile Milli Eğitim Bakanlığı’nın geldiği aciz noktayı göstermektedir.
 
Okulların isimlerinden bile medet umulmaktadır.
 
Gerekçe okulların ihtiyaçlarını karşılamak için.
 
Bu ayıp AKP’ye yeter.
 
Nerede eğitime en yüksek bütçeyi vermekle övünen AKP?
 
Nerede eğitime en yüksek bütçeyi aldık diyen çığırtkanlar?
 
Sadece 2002-2015 yılları arasında, tek partinin hakim olduğu bu süreçte Milli Eğitim Bakanlığı’nda 5 Bakan ve 6 Müsteşar değişmiş olup, bu değişikliklerle de yüzlerce üst düzey bakanlık bürokratları ve binlerce de idareci değişmiştir.
 
Acaba bu kadar sık değişen bakan ve üst düzey bürokrat değişikliği ve yine bu kadar çok değişen yasaların-yönetmeliklerin eğitimimize ne katkısı olmuştur?
 
Bu bakan değişikliğinin sebepleri nelerdir?
 
Eğitimde büyük reformlar yapan Finlandiya gibi küçücük bir ülke 800.000 öğrencisiyle dünyada ilk sıralara oturmuşsa Sayın Bakan’ın sorması gerekir acaba biz niçin çok gerilerdeyiz?
 
Efendim Finlandiya’nın nüfusu kalabalık değil, öğrencisi az diyorsanız zaten gömleğin düğmesini yanlış ilikliyorsunuz demektir. 
 
Her başarısızlığa bir bahane bulmak çaresiz insanların işidir. Almanya, Japonya, Çin, Amerika bizden daha fazla nüfusa sahip değil mi?
 
DEĞİŞEN OKULLARIMIZ
 
Gelişmiş ülkeler kurumlarının geçmişiyle ve gelenekleriyle övünür.
 
2013-2014 eğitim yılında Milli Eğitim Bakanlığı okul çeşitliliğini azaltıyorum deyip, 166 yıllık öğretmen yetiştiren okulları yok etmiş ve başka bir şekle dönüştürmüştür.
 
851.000 öğretmeni olan bir bakanlık Öğretmen Liselerini niçin kapatmıştır?
 
Çocuklarımızın evlerinden çok zamanlarının büyük bir kısmını geçirdikleri o mukaddes eğitim yuvaları bu kadar itibarsızlaştırılır mı?
 
Eğitim sistemi ile bu kadar çok oynanır mı?
 
Milli Eğitim Bakanlığında işler bu olmazsa şu olsun mantığıyla işlemekte.
 
Bu bakan çözemezse nasıl olsa yenisi gelir çözer beklentisi…
 
Sayın Bakan, öğretmen alımlarındaki politikanız hangi amaca hizmet ettiğinizi ortaya çıkarmaktadır.
 
Öğretmen alımlarının bile politikaya alet edildiği ve bu alımların özellikle seçim süreçleriyle manidar bir şekilde aynı zamana denk gelmesi artık AKP Milli Eğitiminin klasiği olmuştur. 
 
Yeni 15bin öğretmen atadınız ama bunun artık seçim dönemleri değil 90bin olan öğretmen ihtiyacına yönelik olmalı.
 
Ve atama bekleyen 350bin öğretmeni de buradan hatırlatmak istiyoruz.
 
Yeni atanan öğretmen adaylarının çilesi okullara atanmalarıyla da bitmiyor.
 
Çünkü 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu 43. Maddesinde 8 ay içinde 3 kere aday öğretmenlerin stajyerlik kaldırma sınavlarına yönelik değişiklik yapılmıştır.
 
Bu sınavlar MEB tarafından mı, ÖSYM tarafından mı yapılacağına yönelik ve/veya çalışması var.
 
Ardından Bu sınavların yazılı mı, sözlü mü yoksa ikisi birden mi olacağına yönelik ve/veya çalışması var.
 
Bunların ardından Performans değerlendirmesi dediğiniz şey nedir?
 
Kim ölçecek bu performansı? Nasıl ölçecek? 
 
Malum sendika üyeliği mi aranacak?
 
Kart hamili yakını mı aranacak?
 
Performans değerlendirmesinin kriterleri ne olacak?
 
İl Milli Eğitim Müdürlüğü mü?
 
İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü mü?
 
Yandaş Sendika mı yapacak sınavları?
 
Performans değerlendirmesi diyorsunuz, hala yönetmeliğiniz hazır değil…
 
Bu öğretmenler var olmayan bir yönetmelikte bilinmeyen bir performans değerlendirmesine tabi tutulacak…
 
Bu nasıl bir adalet?
 
Buradan şunu anlıyoruz değerli milletvekilleri.
 
Bakanlık ve/veyalarla hepimizi kandırmakta.
 
Yapmak istediği şey çok açık:
 
Öğretmen atamalarında artık fikri ve zikri size uymayan, yandaş tanımlamasına uymayan gençlerimiz sınavları kazansalar bile, bakanlığın yapacağı sözlü ve/veya yazılı sınavlarla öğretmenliğe başlatılmayacaktır.
 
Bu kadar hassas konuların günü birlik ihtiraslara alet edilmesi tahammül sınırını zorlamaktadır.
 
Ayrıca eğitim gibi hassas konularda skandal sayılabilecek uygulamaların gündeme geldiğini görmekteyiz.
 
Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen atamalarında güya bu kadar titiz davranıyor görünürken, diğer taraftan kimlerle nasıl anlaşmalar yapıyor?
 
Basından ve velilerden edindiğimiz bilgilere göre bazı ilçe milli eğitim müdürlükleri çeşitli vakıflarla eğitime destek olması için anlaşmalar yapıyorlar. 
 
Gençliklerinin en güzel yıllarını öğretmen olmak için okullarda çürüten öğretmen adayları yerine kimlerle işbirliği yapılıyor?
 
Formasyon diyorsun…
 
KPSS puanı diyorsun…
 
Sözlü ve/veya yazılı diyorsun…
 
Atamıyorsunuz ve dışardan hizmet alıyorsunuz…
 
Eğitim verdiklerini iddia ettikleri bu vakıf eğitimcilerinin özellikleri nedir? Formasyonları var mıdır?
 
Alan eğitimini ve öğretmenlik vasfını elde etmişler midir?
 
Bu vakıf eğitimcileri rehber öğretmeni bile sınıftan çıkaracak cüreti nereden, nasıl almaktadırlar?
 
Bu kadar pervasız nasıl davranmaktadırlar?
 
Her konuda eğitim ve çeşitli konferansları nasıl verebiliyorlar?
 
Kimdir bunlar?
 
Çocuklarımızı nasıl emanet ediyorsunuz bunlara?
 
Eğer öğretmenlik vasfı için gerekli formasyona ve diplomaya ihtiyaç yoksa O zaman üniversiteleri kapatalım.
 
Bu vakıflar yönetsin Milli Eğitimimizi.
 
Sayın Bakan siz bir akademisyensiniz.
 
Nasıl böyle bir şeye müsaade ediyorsunuz?
 
Çocukları, eğitimi, geleceğin nesillerini böyle yapılanmalara nasıl alet edersiniz?
 
Bu skandallara ne zaman dur denilecek?
 
Öğretmenlere neden güvenmiyorsunuz?
 
Bu öğretmenler ki, gerçekten fedakârlıkları ile türkülerimize, romanlarımıza ilham kaynaklığı etmiş Türkiye sevdalılarıdır.
 
Bu vatan, bu ülke, bu Millet için çalışan gerçek isimsiz kahramanlardır Onlar. 
 
Sayın Başkan, Sayın Bakan ve Değerli Milletvekilleri:
 
AKP hükümetleri dönemlerinin en talihsiz tarafını öğrenciler oluşturmaktadır. 
 
TEOG ZIRVALIĞI
 
Örneğin, ortaöğretime geçiş amacıyla MEB tarafından yapılan ulusal sınavlar birçok defa isim değişikliğine uğratıldı.
 
SBS, OKS ve TEOG.
 
Bu sınavlar o kadar değişti ki 2013-2014 eğitim yılında ulusal düzeyde yapılan sınavın sayısı bir yıl içinde ikiye çıkartılmıştır. 
 
Yaklaşık 10 yıl içinde ortaöğretime geçiş sınav sisteminde 4 kez değişiklik yapılması, milli bir sorunun nasıl bir ciddiyetle (!) ele alındığını göstermektedir. 
 
Sınav kalitesi ile ilgili de çok büyük sıkıntılar var.
 
En son TEOG sınavında 4800 tam puan alan öğrenci var.
 
Sorular mı çok kolaydı, kopya mı çekildi yoksa her öğrencinin kendi okulunda sınavagirmesi mi böylesi bir sonucu doğurdu? 
 
Bu çocukların okul tercihlerini nasıl yapacaksınız merak ediyorum Sayın Bakan.
 
Eğer okul durumlarını göre derseniz yanılırsınız çünkü bu çocuklar şampiyon olduklarına göre okul puanları da çok yüksektir.
 
Bakanlık ve okullar bu kadar birinci çıkardığına göre biz eğitimde çağ atladık demektir diyebilirsiniz.
 
Peki, bu sınavlarda sıfır çekenlerin sayısı nedir birde onu açıklasanız.
 
Şimdi soruyorum:
 
Acaba bu sınav birinciliklerini eğitimin başarısı gibi göstermeye çalışanlar bu sınavın istatistiklerini neden kamuoyuyla paylaşmaktan korkuyorlar?
 
Saklanacak gizlenecek ne var?
 
Biz buradan istatistikleri istiyoruz.
İllere göre öğrenci puan sıralamasını
Özel-devlet okulu ayırımına göre sıralamasını
Cinsiyete göre dağılımı
Okul türlerine göre dağılımı
Derslere göre dağılımı
 Okul sınavlarındaki başarı sırlamasını İSTİYORUZ.
Korktuğunuz nedir?
 
Nedir bu her şeyi saklama merakı?
 
Bu Millet bilmek istiyor.
 
Neyi, Niçin saklıyorsunuz?
 
Başarısızlığınızı yasaklarla mı kamufle etmek istiyorsunuz?
 
KÜRTÇE OKULLAR
 
Anayasanın 42. Maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti devletinde Eğitim dili Türkçe’dir.
 
Ama görülmektedir ki; defaatle hem bütçe görüşmelerinde hem de diğer toplantılardasorulmasına rağmen Sayın Bakan Kürtçe eğitim yapan okullara yönelik bilmiyorum, duymuyorum, görmüyorum haleti ruhiyesi içindedir. 
 
Bu okullar mühürlenmelerine rağmen belediyeler bünyesinde tekrar açıldı ve karneleri dağıtıldı.
 
Sayın Bakan buna nasıl müsaade edilmektedir?
 
Nasıl göremezsiniz, duyamazsınız?
 
Sayın Bakan Anayasayı ihlal ediyorsunuz.
 
Vatanın bölünmez bütünlüğünü, milli birliği ve üniter yapıyı temelden sarsıyorsunuz. 
 
Sayın Bakan burada okuyan çocukları ikinci dört yılda nereye göndereceksiniz?
 
Erbil’e mi, Suriue’ue mi?
 
Bu çocuklar bizim…
 
Bu ülkenin çocukları…
 
Ayrıca Afrika’daki okulları kapatacağınıza, gidin doğu Anadolu’daki Kürtçe eğitim veren bu kaçak okulları kapatın…
 
ÖSYM VE BARAJ
 
13 yıldır iktidardasınız.
 
Geldiğinizden beri mağdur edebiyatı yapıyorsunuz.
 
Darbe kurumu diye YÖK’ü sürekli eleştiriyordunuz, 13 yılda bir YÖK yasası bile çıkaramadınız.
 
MEB ve ÖSYM için hala bir bilim kurulunu dahi oluşturamadınız. 
 
Bugünlerde gündeme gelen bir başka konu da 2015 yılı için sadece tıp ve hukuk programları için düşünülen baraj puanı uygulamasıdır.
 
Peki, bu konuda bir karara ulaşma noktasında olan YÖK’ün önünde yeterince bilimsel araştırma, kanıt var mıdır?
 
Konu kamuoyunda yeterince tartışıldı mı?
 
Şüphesiz cevap hayır olacaktır.
 
Biz yaptık oldu anlayışı.
 
Hükümet, parti programlarda yer alan “sınav odaklı sitemden okul odaklı bir sisteme geçiş” hedeflerinin tam aksine davranmaktadır. Bugün yükseköğretime geçişte iki aşamalı ve bir dizi sınav, ortaöğretime geçişte de sınav, 4800 birinci, üniversitelere baraj ve soruyoruz…
 
Şimdi dershaneleri kapattınız.
Sorun çözüldü mü?
Başarı arttı mı?
Sistem mükemmel hale geldi mi?
Okullarda kurslar açtınız.
 
Acaba bu açtığınız kurslar ne âlemde?
 
Onlara baktığınızda içler acısı halini bir ufak değerlendirmesini paylaşmak istiyorum.
Okullarda açılan kurslarda hem müdürler hem de öğretmenler çalışmak istemiyor.
 
Neden mi?
 
Bu kurslar hafta içi akşam saat 22’ye kadar devam ediyor. 
 
Tekli eğitimde okul saat 17’de çiftli eğitim yapan okullarda saat 19’da bitiyor.
 
Öğretmen ve öğrenci bu saatten sonra derse girecek.
 
Öğrenci ve öğretmenin bu kurs için hazırlanma ve yorgunluk halini size bırakıyorum.
 
Öğretmen ve öğrenci olarak empati yapın…
 
Başarının nasıl geleceği yorumunu size bırakıyorum.
 
Devam ediyoruz;
 
Bu akşam kurslarının saat ücreti 9 lira.
 
Gece saat 10dan sonra öğretmenin evine nasıl gidecek, taksi ile gidecek. 
 
Öğretmenden mucizeler beklemeyin.
 
Hem Cumhurbaşkanı’nın hem de Başbakan’ın ders ücretleriyle ilgili verdiği sözlerin yerlerde süründüğüne de şahitlik ediyoruz.
 
MHP bu konuda kanun teklifi vermiştir.
 
Bu kurslardan sonra sınıfları kim temizleyecek?
 
Ücret verecek misiniz?
 
HAYIR.
 
Hizmetli arkadaşlar da saat 22’ye kadar kalacaklar ama ücret almayacaklar.
 
Öğrencilerin servislerle de eve gideceğini düşündüğünüzde bu kursların vahameti ortaya çıkmaktadır.
 
Öğretmenler bu kursları açmak istemezken, Milli Eğitim Bakanlığından ve yöneticilerden gelen baskılar sonucu zorunlu olarak bu kursların açıldığını buradan beyan etmek istiyoruz.
 
Baskı var.
 
Bütün zorlamalara rağmen, kurslar okulların çok azında açılabildi ve çocukların çoğu da terk etmeye başladı kursları.
 
MESLEK LİSELERİ PROBLEMLERİ
 
Sayın Davutoğlu’nun geçtiğimiz günlerde açıkladığı yapısal dönüşüm de meslek liselerini iş dünyasıyla buluşturmaya yönelik açıkladığı ve AKP’nin 12 yıldır gerçekleştirdiği müthiş paradigma dönüşümünü anlattığı konuşmasıyla nasıl hayal tacirliği yapıldığını da gözler önüne sermiştir.
 
Sayın Başbakan özellikle mesleki eğitimde özel sektörün rolünü güçlendirecek odalar ve borsalar birliğine daha fazla sorumluluk vereceğiz derken, geçmişte bu okullar için yapılan önceki uygulamalardan haberdar olmadığını da böylece anlamış oluyoruz.
 
Anladığımız kadarıyla sayın başbakan dışa bakmaktan içi unutmuş.
 
Ülkenin durumunun farkında bile değil. 
 
Bu okullar için 12 yılda neler yapıldı?
 
Bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum:
 
Vicdanınız kaldırırsa;
 
2011-2012 eğitim-öğretim yılına ait METEGM resmi yazı ile müdürlüklerine ve okullara istatistiki veriler göndermiştir.
 
Burada;
 
Devamsızlıkla ilgili gerekli önlemlerin alınmasını istemiştir.
 
Bunun nedeni de meslek liselerinde devamsızlık ve okul terk oranlarının %35’lere kadar yükselmesidir.
 
2012-2013 yılında 12 yıla çıkmasıyla büyük şehirlerde devamsızlık ve okul terk oranları %45’lere dayanmıştır.
 
Özellikle TEOG sınavı yerleştirmeleri sonucu meslek liselerine başarı seviyesi en düşük öğrencileri kalması ve kaynaştırma öğrencilerinin de bu okullarda yığılması sorun yumağını büyütmüştür.
 
12 yıllık eğitim lise aşamasında uygulanamamaktadır.
 
Açık öğretim liseleri üzerinden sorunu kapatmaya çalışan MEB maalesef sistemin takibini ve etkinliğini kontrol edememektedir.
 
Birçok nedenden dolayı okul ile ilişiği kesilen öğrenciler Açık liseye ya da mesleki açık liseye kayıt yaptırmak zorundadır.
 
Fakat örgün eğitimden çıkan çocuklar ya kayıt yaptırmamakta ya da sistemde kayıtlı gözükerek sistemde yer almaktadır.
 
TÜİK verileri üzerinden okul çağında olup örgün eğitimde olmayan çağ nüfusu sayısı ile açık öğretime kayıtlı yaş aralığında bulunan öğrenci sayısı kıyaslandığında kayıp öğrenci sayısı ortaya çıkacaktır.
 
Kayıtlı olanlar ile sınavlara katılanların sayısı da bu karşılaştırmada incelenirse korkunç kayıp ortaya çıkar.
 
Bu rakamsal sorunlar e-okul bilgi sisteminde kamufle edilmektedir.
 
Çünkü MERNİS adrese dayalı sistem üzerinden öğrencileri kaydederken, MEB hem devamsız hem de okul terki öğrencilerini 3 yıl sistemde göstermektedir.
 
Bu gençlerin okul ortamından uzak kalmaları ise gençleri farklı sorunlara sürüklüyor.
 
Suça sürüklenenlerin sayısı her gün artmakta.
 
Dikkatinizi çekmek istiyorum:
 
Emniyet çocuk şube müdürlüklerinden verilen bilgiler incelendiğinde suça sürüklenen çocukların istatistiki bilgileri, okul devamsızlık ve terk oranları ile suça sürüklenen çocukların oranı arasında doğru ilişki var.
 
Okul çağında olup da suça sürüklenen çocuk sayısının 1milyon olduğundan bahsedilmektedir.
 
Ama MEB’den hiç kımıldama yok.  
MEB yöneticileri alma derdinde,
MEB kendi yandaş kadrosunu kurma derdinde
MEB herkesi diz çöktürme derdinde
MEB korku imparatorluğu yaratma derdinde
 
FATİH PROJESİ
 
MEB, öğrenci ve öğretmenler için yılan hikayesine dönen FATİH projesi bazıları için cüzdan hikayesine dönüştü.
 
Fatih Projesi ile “Hans’ta ne varsa bizim Anadolu’daki Hasan’da da olacakdiyerek başladığınız FATİH projesi ne oldu?
 
Fatih Projesi kötü söylentilerden, şaibelerin bataklığı projesine döndü.
 
Tablet başına 35 dolar komisyon alındığı ile ilgili söylentiler milli eğitim koridorlarını çok aştı. 
 
MEB stratejik planına göre 2014 yılında FATİH projesinin tamamlanması gerekiyordu. 
 
Ama 2014 yılı itibariyle projenin ancak %10’una ulaşılmış. 
 
Dağıtılan tabletlerin %40’ı dağıtıldıktan 3 ay içinde teknik servise gönderilmek zorunda kalındı.
 
Aradan 5 yıl geçti daha çok Bakan eskiteceğe benziyor FATİH Projesi.
 
Öğretmen strateji belgesi ne oldu?
 
Şura yaptınız, bir sürü projeler hazırlandı.
 
O kadar para harcadınız. 
 
Ne oldu ulusal eğitim strateji belgesi? 
 
Nitelikli öğretmen nerede yetişecek?
 
Hala seçim dönemlerine yönelik hayal tacirliği YAPIYORSUNUZ.
 
Bizim dinimizde israf haramdır. 
 
Biz zengin bir ülke değiliz. 
 
Paramızı çöpe atamayız. 
 
Hele hele çocuklarımızın geleceği düşünüldüğünde her meselede kılı kırk yararız.
 
Ama siz bunu yapmadınız, yapmıyorsunuz.
 
Bu memleketin milyonlarca lirasını heba ettiniz, ediyorsunuz.
 
Bu yetti mi yetmedi. 
 
Keşke yetseydi.
 
Size DİKKAT ÇEKİCİ bir örnek daha vereyim:
 
OKUL DEVAMSIZLIĞI
 
Biz çocukları dershanelere değil, okullara göndereceğiz, dediniz.
Okul merkezli eğitim dediniz.
Ama şu anda, okullarda bir öğrenci bir yılda 45 gün izinli sayılabilmektedir ve 4 yıl boyunca 180 gün devamsızlık kullanabilecektir.
 
Bu da 1 eğitim yılına tekabül etmektedir.
 
Yani MEB kendi eliyle öğrencileri okuldan uzak tutuyor.
 
ÜCRETLİ ÖĞRETMENLER
 
Hala on binlerle ifade edilebilecek ücretli öğretmenlerin derse girdiği bir gerçekle yüz yüzeyiz.
 
Bunların ne kadarının 2 yıllık – ne kadarının 4 yıllık mezunu, ne kadarının formasyonu var bilmiyoruz.
 
Ayrıca Sayın Bakanın da bildiğinden emin değilim.
 
Bütçe komisyonunda 2015 MEB bütçesi konuşmanızda 47.825 ücretli öğretmenden bahsederken, genel kuruldaki 2015 MEB bütçesi konuşmanızda 39.000 ücretli öğretmenden bahsetmiştir.
 
3 hafta içerisinde ne olmuştur da bu rakam 10.000’e yakın azalmıştır?
 
OKULLARDAKİ ŞİDDETLER
 
Okullardaki şiddet olaylarının önüne geçilememektedir.
 
Eğitimde başarı çok düşük.
 
Ayrıca şiddet sadece öğrenciler arasında da değil, öğretmenler arasında da yaşanmaktadır.
 
Okullar Malum-Sen’in yoğun baskısı altında.
 
Öğretmenler sendikalarını değiştirip, Malum-Sen’e geçmeleri için baskı altına alınmaktadır.
 
MEB’nın yanlış uygulamaları nedeniyle öğretmenler arasındaki çalışma barışı bozulmuştur.
 
OKUL MÜDÜRLERİ VE MÜDÜR YARDIMCILARI ATAMASI
 
Bundan birkaç ay önce yönetici atamalarından sonra yapılan İl Milli Eğitim Müdürleri toplantısında Sayın Bakanın “biz vurun dedik, siz öldürdünüz” ifadesi işlerin nasıl çığırından çıktığını göstermektedir. 
 
Sayın Bakan peki bu öldürün emrini kim verdi, kim eylemi nasıl gerçekleştirdi?
 
Bu bakanlıkta kimin sözü geçiyor?
 
Hak hukuk kalmadı bu bakanlıkta, kim yönetiyor bu bakanlığı?
 
Adalet nerede?
 
Yönetici atamalarında haksızlık yöneticilerimizi canından bezdirmiştir.
 
Atanan müdürlerin sendikal dağılımlarına bakıldığında, %80’inin malum sendika üyesi olduğu belirtilmektedir.
 
Görevden haksız uygulamayla alınan ve mahkemeyi kazanan yöneticilerimiz neden görevlerine geri iade edilmemektedir?
 
Yeni göreve başlayan öğretmenleri malum-sen’e üye olması için kimler zorlamaktadır?
 
Milli Eğitimde Partizanlık zirve yapmıştır.
 
AKP’nin bakanlığına dönmüştür.
 
Bir zamanlar okullarda görev yaparken, dershanelerle öğrenci başına belli ücret karşılığı iş yapanlar şimdi eğitimde ahkâm kesmektedir. 
 
Bakan nerede? Yoksa bunlar tesadüfî mi oluyor?
 
SONUÇ OLARAK
 
Hükümet ve Milli Eğitim Bakanı, Eğitim sistemimizi enkaza çevirdi.
 
Anayasaya, hukuka, adalete uygun olmayan, Vatanın bölünmez bütünlüğünü, milli birliği ve üniter yapıyı temelden sarsan uygulamalarda bulunmuş ya da uygulamalara izin vermiştir. 
 
Okul idarecilerinin atamalarında tek kriter olarak yandaşlığı temel almış, milli eğitimi siyasallaştırmıştır. 
 
Eğitimde, bilgi, beceri ve liyakat geri plana itilmiş, bugüne kadarki uygulamalarıyla adalet, ehliyet ve liyakat anlayışını yerle bir etmiştir. 
 
Milli Eğitim Bakanlığının hafızası silinmiş…
 
Sınav sistemleri altüst edilmiş ölçme ve değerlendirmeye güven kalmamıştır.
 
Türkiye’nin en önemli ve köklü kurumları kapatılmış, eğitimde gelenekler ortadan kaldırılmış, sisteme vizyonsuzluk hâkim olmuştur. 
 
Bütün bu beceriksizliğin, partizanlığın hesabı sorulmalı, birileri bunun faturasını ödemelidir.
 
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, bu yaşananların baş sorumlusudur. 
Maalesef eğitim eğitimcilere bırakılmamıştır. Her gelen bakanın getirdiği müsteşar okullarda bir gün bile öğretmenlik yapmamış, birleştirilmiş sınıfları tanımamış, taşımalı eğitimi, kaynaştırma eğitimini, çıraklık eğitimini, halk eğitimini hiç görmemiştir. Hatta İl ve İlçe Müdürlüklerinde çalışmamışlardır. Eğitimciler hep üvey evlat muamelesi görmüşlerdir.
Hal böyle olunca düğme yine baştan yanlış iliklenmiştir.
PARDON DEYİNCE 60-66 aylık 450bin yavrumuzun zorla kayıt yaptırılması sonucunda hata anlaşılınca YANLIŞ YAPTIK DEYİNCE BİTİYOR MU? DEVLETİ YÖNETMEK BU KADAR BASİT İFADELERLE OLMAMALI BUNUN YAPTIRIMININ OLMASI LAZIM.
ÖĞRENCİLERİ NE OLDUĞU BELLİ OLMAYAN VAKIFLARA TESLİM EDİYORSUN
Sayın Bakan Allah aşkına siz ne yapıyorsunuz?
Ne yaptığınızı zannediyorsunuz?
Oturduğunuz koltuk sohbet edip, ahkâm kesilen yerlerin koltuğu değildir.
Eğer bu milletin evlatlarına fayda sağlayamayacak, tarafsız olamayacaksanız lütfen bu koltuğu terk edin. Bakanlığı kapatın inanın okulları müdürler ve öğretmenler daha iyi yönetir.

Yorumlar(0)
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
Yazarlar Yazarlar
AnketAnket



Son YorumlarSon Yorumlar
Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber